FSM Tıp Merkezi Acil Servisleri, grubun tüm tıp merkezlerinde yılın her günü 24 saat aynı standarttaki hizmet kalitesi ile çalışmaktadır. Acil Servislerde, diğer bütün branş hekimleri ile koordineli olarak acil, hemşirelik, röntgen ve laboratuvar hizmeti verilmektedir.

Ağız ve diş sağlığı sağlıklı yaşamın en önemli sorunlarından birisidir. FSM Tıp Merkezlerinde ağız ve diş sağlığınızla ilgili sterilizasyon ve dezenfeksiyona önem verilerek tüm tedavilerde sağlığınız ve estetik görünümüz dikkate alınmakta, tedaviniz için en doğru ve en uygun yönteme karar verilmektedir.

Genel Diş Hekimliği Uygulamaları

Tıp Merkezlerimiz diş sağlığı ve estetiği ile ilgili tüm tedavileri gerçekleştirmektedir. Merkezlerimizde diş çekimi, çene cerrahisi, gömülü diş operasyonu, estetik diş dolgusu, kanal tedavisi, pinli restorasyon, her türlü (sabit, klasik ve modern, protez yapımı), dişeti hastalıkları tedavisi, implant ve implant üstü protez, çocuk ortodonti, yetişkin ortodonti, çapraşık dişlerin düzeltilmesi, pedodonti (Çocuk diş tedavisi) tedavileri yapılmaktadır.

Önleyici Diş Hekimliği Uygulamaları

Diş yapılarının gelişimsel ve kazanılmış hastalıklar nedeniyle bozulan formlarını düzelterek restore etmek, dişin fonksiyon ve estetiğini kazandırmak ve en önemlisi patolojinin yeniden oluşmasını engelleyerek, önleyici tedbirler alınmakta ve koruyucu diş hekimliği alanında modern tedavi uygulamaları gerçekleştirilmektedir.

Estetik Diş Hekimliği Uygulamaları

Sosyal yaşantının vazgeçilmez bir parçası olan estetik kavramı; son yıllarda diş hekimliğinin de vazgeçilmez unsurlarından birisi olmuştur.

Gelişen teknoloji ve kullanılan tekniklerin artmasıyla birlikte; diş hekimliğine de, estetik ile ilgili birçok yeni terim girmiştir. Bugün sıklıkla uyguladığımız; pembe estetik, gülüş dizaynı, beyazlatma, bonding gibi işlemler rutin tedaviler arasında yerini almıştır. Diş Kliniklerimizde yalnızca ağız, diş sağlık problemlerinin tedavisinde değil, ağız ve diş estetiğinde de çeşitli çözümler sunulmaktadır. Lamine, porselen vener, diş eti düzenlemeleri, beyazlatma yöntemleriyle, hastaya yeni bir gülüş sağlamamız mümkün olmaktadır.

Çocuk Ağız ve Diş Sağlığı

Çocuğumun İlk Diş Hekimi Ziyareti Ne Zaman Olmalıdır?

İdeal zaman çocuğunuzun ilk dişi sürdükten 6 ay sonrasıdır. Bu zaman dilimi diş hekimi için çocuğun gelişimi hakkında fikir sahibi olmak için çok iyi bir fırsattır.. Çünkü diş problemleri genellikle erken yaşta başlar, erken ziyaret ile iyi bir önlem alınabilir.Biberon çürükleri ,diş çıkarma sorunları, diş eti problemleri, parmak emme alışkanlığı gibi çocuklarda sık görülen problemler için hekiminize danışmanızı öneririz.

Çocuklar Dişlerini Nasıl Koruyabilir?

Okulda, yemeklerden sonra, dişlerini şeker ve asitten arındıracak şekilde su ile durulamalıdır.Düzenli fırçalama ile birlikte düzenli diş check-up’ları, florürlü diş macunu kullanımı dişlerin korunmasına yardımcı olur.

Çürük Oluşumunu Önlemek İçin Çocuğuma Nasıl Yardımcı Olabilirim?

Yemeklerden sonra diş fırçalama, düzenli diş ipi kullanımı ve florür ile yapılan koruyucu tedaviler diş çürüğünü önlemek için en iyi yollardır.Çocukların diş fırçalama alışkanlığı ebeveynleri Çocuk nasıl kendi elbiselerini giymeyi kendi ayakkabısı bağlamayı zamanla öğreniyorsa kendi iradesiyle diş fırçalamayı da öğrenmesi zaman alacaktır.Çocuklar diş ipi kullanımını 10 yaşına kadar ebeveynleri kontrolünde yapmalıdır.

Eğer çocuğunuz hakkında herhangi bir endişeniz varsa diş hekiminize danışmalı çürük önleme konusunda ipuçları almalısınız.

Diş Çarpıklığı Tedavisi (Ortodonti)

Ortodonti, diş-çene-yüz bölgesini ilgilendiren bozuklukların oluşmasını önlemek; mevcut bozuklukların ilerlemesini durdurmak ve tedavi etmek; bununla birlikte iyi bir estetik ve fonksiyon (ısırma,çiğneme,konuşma,gülme) sağlamayı hedefleyen uzmanlık dalıdır.

Ortodontik Bozukluklar Neden Oluşur ?

Kalıtsal etkenlere bağlı olarak
Doğumsal anomaliler nedeniyle (dudak-damak yarığı gibi)
Hatalı fonksiyonlar nedeniyle (ağız solunumu gibi)
Zararlı alışkanlıklar nedeniyle (parmak emme, uzun süre emzik kullanma gibi)
Çürük nedeniyle süt dişlerinin erken kaybedilmesi yüzünden
Diş gıcırdatma veya düşme,çarpma gibi travmalar nedeniyle

Ortodontik Bozukluklar Neden Tedavi Edilmelidir?

Düzgün diş ve çeneler iyi bir yüz estetiğinin ve güzel bir gülümsemenin ayrılmaz parçasıdır. Aynı zamanda;

Kişinin etkin şekilde ısırıp çiğnemesi ve konuşmasına yardımcı olmaktadır
Diş eti hastalıklarına ve çürüğe yatkınlığı azaltmakta, sağlıklı diş ve diş etlerine katkıda bulunmaktadır.
Çene eklemi bozuklukları gibi fonksiyonel sorunların oluşumunu azaltmakta, bu bozuklukların tedavisinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır.

Ortodontik Muayene Ne Zaman Yapılmalıdır?

Ortodontik tedavi her yaşta uygulanabilir. Ancak özellikle çeneleri de ilgilendiren sorunlar varsa, büyüme-gelişmeden de yararlanabilmek için çocukların tam buluğ çağına girmeden önce (10-12 yaş) muayeneye getirilmesi gerekmektedir. 5-6 yaşlarındaki çocuklarda ise büyüme ve gelişimi bozabilecek sorunların erkenden saptanabilmesi için ortodontik muayene çok yararlıdır. Bazı durumlarda da sorun erkenden belirlendiği halde, ortodonti uzmanı çocuğu belirli aralıklarla kontrole çağırarak tedavi için en uygun zamanı bekleyebilir.

Bu yaşlarda uygulanabilen koruyucu ve önleyici ortodontik tedaviler sayesinde ileride kapsamlı tedavileri gerektirecek bozukluklar, görece basit ve kısa girişimlerle önlenebilir. Çene bozuklukları erken dönemde tedavi edilmezse, 18 yaşından sonra ortognatik cerrahi ile kombine edilen ortodontik tedaviyle düzeltilebilirler.

Koruyucu Ortodontik Tedavi

Koruyucu tedavilerde amaç daimi dişlerin düzgün sürebilmeleri için yeterli yeri hazırlamaktadır. Bu amaçta erken kaybedilen süt dişlerinin yerini koruyan yer tutucular hazırlanmaktadır. Ayrıca diş çürüklerine yatkın çocukların pedodontist tarafından takibi önerilmektedir.

Önleyici Ortodontik Tedavi

Kötü alışkanlıklar; parmak emme, anormal yutkunma gibi faktörlere bağlı gelişebilecek sorunları önlemek veya daimi dişlere yer açmak amacıyla çok çeşitli hareketli aygıtlar hazırlanabilmektedir.

Sabit Ortodontik Tedavi

Daimi dişler sürdükten sonra ortodontik tedavi artık dişlerin üzerine yapışan ve tedavi süresince çıkarılmayan braketler ve bu braketlerin içinden geçen tellerle yapılmaktadır. Gümüş rengi, altın rengi, şeffaf/diş rengi veya pembe/mavi gibi renkli olabilmektedir.

Bazı diş bozuklukları ise dişlerin iç yüzeylerine braket uygulanmasına izin vermekte ve böylece tamamen görünmez olabilmektedir. (Lingual Ortodonti).

Sabit ortodontik tedavi sağlıklı diş ve diş etlerine sahip her yaşta bireye uygulanabilmektedir. Tedavi ile elde edilen sonuçların korunması için çeşitli pasif aygıt ve dışarıdan görünmeyen tellerle uzun süreli pekiştirme gerektirir.

Diş Beyazlatma

Lazerle diş beyazlatma nasıl olur?

Beyaz dişlerle gülmek hepimizin istediği ve Lazerle yapıldığında bir seans süren kolay olan bir işlemdir. Temiz bir ağız ve sağlıklı gülüş için önce dişler temizlenir ve ardından Lazerle diş beyazlatma yapılır. Beyazlatma koltukta 45 dakika kadar süren estetik bir işlemdir ve hiç bir zararı yoktur. Genel olarak bir günde diş beyazlatma yapılması için dişlerin lekeli ve renginin çok koyu olmaması gerekmektedir. Dişlerin renginin kişiler arasında farklı olması nedeniyle bazen beyazlatma 2-3 seans da sürebilmektedir. Lazerle beyazlatma yapıldıktan sonra dişlerin renginin kalıcı olarak beyaz kalması mümkündür. Kalıcı diş beyazlığı için çok miktarda kahve, çay, kola ve sigara tüketimi renklenmeye sebep olduğundan tavsiye edilmez.

Dişler neden sarı veya koyu renkte olur?

Dişlerin içindeki protein tabakasının yoğunluğuna bağlı olarak dişlerin rengi kişiler arasında farklılık gösterir. Sonradan olan renk değişikliklerinde ise en sık rastlanan durum, yaş ilerledikçe dişlerin renginin koyulaşmasıdır. Dişleri boyayan maddelerin (kahve, çay, kola, sigara vb.) tüketimi, dişe gelen darbeler, eski protezler, kaplamalar ve dolgular da renk değişimine sebep olabilir. Dişlerin gelişimi süresince antibiyotik kullanmak (tetracycline gibi) veya aşırı flor tüketimi de dişlerde koyu renklenmelere yol açar.

Beyazlatma işlemi ne zaman ve kimlere uygulanabilir?

Dişlerinizin renk tonu koyu ise, sarı, gri ve kahve tonları varsa veya üzerinde lekeler bulunuyorsa yapılan muayene ve teşhis ile dişlerin beyazlatmaya uygun olup olmadıkları belirlenir. Dişlerin beyazlatılma işlemi sağlıklı bir ağızda sorunsuzdur. Daha beyaz ve doğal gülümseme için güvenli bir çözümdür.

Dişlerin beyazlatılması güvenli midir?

Evet! Yapılan araştırmalara göre, dişlerin beyazlatılması kontrol altında yapılırsa son derece etkin ve güvenlidir. Dişlerin rengi 6 tona kadar açılabilir. Dişler ve dişetlerinde zararlı bir etki görülmez. Bazen dişlerde hafif soğuk, sıcak hassasiyeti olabilir ancak bu durum tedavinin aralıklı yapılması veya bırakılmasıyla tamamen düzelir.

Uygulama süresi ne kadardır?

Genelde, ilk uygulamada dişlerde beyazlama başlar. Ancak, ideal görüntüye ulaşmak için, uygulama evde yapılıyorsa 10 – 14 gün, muaynehanede yapılıyorsa en az 4-5 seans devam edilmesi gerekir.

Dişler beyazladıktan sonra eski haline döner mi?

Dişler eski rengine dönmez ve her zaman için eskisinden daha beyaz olacaktır. Ancak, hastaların alışkanlık ve ağız bakımına bağlı olarak bazen bir yıl sonra 1 veya 2 kez kullanılan bir pekiştirme tedavisi gerekebilir.

Beyazlatma (bleaching) işlemi nedir ve nasıl yapılır?

Beyazlatma dişlerin yapısında (mine ve dentin tabakasında) oluşan renklenmeleri giderme işlemidir. Şu anda bilinen iki değişik beyazlatma yöntemi vardır. İlk yöntem hastanın kendi başına uygulayabileceği bir yöntemdir, aşamaları şöyledir:

Hekimin ağızdan ölçü alıp, dişlerinizin üzerine takabileceğiniz ince lastik kalıpları hazırlatması
Hastanın kendisi için hazırlanmış özel kalıbın içerisine ilaç yerleştirerek bu kalıbı beyazlatılacak dişlerin üstüne günde en az 30-45 dakika takması,
Tedavinin ortalama 1-2 hafta içinde sonlandırılması.
İkinci yöntem ise klinikte bir hekim tarafından yapılan beyazlatmadır ki aşağıdaki şekilde uygulanır:

Ağartıcı ilaç bu işlem hakkında deneyimi olan bir hekim tarafından diş üzerine yerleştirilir.
İlgili dişin üzerine lazer veya ultraviole ışık kaynağı belli bir süre tutulur.
İşlem bittiğinde sonuç hemen gözlenir. Bu iki yöntemden evde uygulanan daha etkin olmasına rağmen tercih, renklenmenin derecesine, tedavinin ne kadar çabuk sonlandırılmak istendiğine ve hekimin görüşüne bağlıdır.

Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi

Ağız, diş ve çene cerrahisi ağız, diş ve çene bölgesindeki hastalıkların tanısının ve yapılacak tedavilerinin, klinik ve radyografik olarak belirlendiği diş hekimliği dalıdır.

Ağız boşluğu içerisinde yer alan yumuşak doku (yanak, damak, dil, dudak gibi) ve sert dokuları (dişler,kemikler,eklem) ilgilendiren her türlü rahatsızlığın teşhisini ve cerrahi tedavisini lokal anestezi, genel anestezi veya sedasyon altında ameliyathane ortamında operasyonlar yaparak gerçekleştiren bir bölümdür.

Diş çekimleri, 20 yaş dişi çekimleri, gömülü diş operasyonları, implantlar, çene kırıkları tedavisi, çene tümörlerinin, çene ve çevre dokuları apse ve kistlerinin saptanması ve tedavisi, protez ve ortodontik tedavi öncesi dokuların düzenlenmesi vs. gibi olgular çene cerrahisi kapsamındadır.

Implant Uygulamaları

İmplant, eksik olan dişlerin fonksiyon ve estetiğini sağlamak amacıyla çene kemiğine yerleştirilen ve genelde titanyumdan yapılan yapay diş kökleridir.

İmplant doğal dişlerin fonksiyon ve estetiğini sağlayan en iyi alternatiftir. Diş kaybı ile ortaya çıkan önemli sorunlardan biri olan çene kemiğindeki erimenin durdurulması bugün için ancak implantlarla elde edilmektedir. İmplantlar geleneksel kaplama ve protezlere göre daha iyi konuşma ve çiğneme fonksiyonu sağlarken, yüzünüzde doğal bir görünümü de beraberinde getirir.

Bugün implantlar diş hekimliğinin 21. yüzyıldaki en önemli gelişmesidir. Doğru teşhis, yeterli bilgi, tecrübe ve ekipmanla uygulandığında diş implantı, hasta ve hekim açısından olağanüstü başarılı sonuçlar verebilen bir tedavi şeklidir.

Diş Eti Hastalıkları Tedavisi

Dişeti hastalığı (periodontal hastalık) nedir?

Periodontal hastalıklar dişeti ve dişleri çevreleyen dokuları etkileyen iltihabi hastalıklardır. Erişkinlerde diş kayıplarının %70’inin nedeni dişeti hastalığıdır. Erken dönemde teşhis edildiklerinde dişeti hastalıkları kolay ve başarılı bir şekilde tedavi edilebilirler. Dişeti hastalıklarının önlenmesi veya tedavisi; doğal dişlerin korunması, daha rahat çiğnemenin ve daha iyi bir sindirimin sağlanması gibi diğer faydaları da beraberinde getirir. İlk belirti dişeti kenarlarında kanama (diş fırçalarken görülür) ve dişeti renginin pembeden kırmızıya dönmesidir. Bu safha hastalığın erken dönemidir. Erken dönemde fazla belirti ve rahatsızlık vermeyebilir. Tedavi edilmezse hastalık ilerleyerek dişleri destekleyen alveol kemiğinde erimeye neden olur ve bu durumun geriye dönüşü pek yoktur.

İleri safhada diş-dişeti arasında “periodontal cep” oluşur. Periodontal cep varlığı enfeksiyonun yerleşimini ve hastalığın ilerlemesini kolaylaştırır. Hastalık ilerledikçe kemik erimesine bağlı olarak dişler sallanmaya başlar, bazen apseler oluşur ve sonunda dişler çekime gider.

Dişeti hastalıklarının tedavisi nedir?

Diş eti hastalığının erken döneminde tedavi, dişler üzerindeki eklentilerin (plak ve diş taşı) uzaklaştırılması ve düzgün bir kök yüzeyinin sağlanmasını kapsar. Bu işlem diş etinde iltihaba neden olan bakteri ve irritanların uzaklaştırılmasını sağlar. Genellikle bu tedavi, diş etinin tekrar dişe adaptasyonu veya diş etinin büzülerek cebin ortadan kalkması için yeterlidir. Diş eti hastalığının erken döneminde vakaların çoğunluğunda, diş taşı temizliği, plağın uzaklaştırılması ve düzgün bir kök yüzeyinin sağlanmasını takiben günlük etkin ağız bakımı başarılı bir tedavi için yeterlidir. Daha ilerlemiş vakalar cerrahi tedaviyi gerektirebilir.

Periodontal tedavi sonrası hastaların 6 ay ile 1 yıl aralıklarla düzenli olarak diş hekimi tarafından muayene edilmesi gerekir. Diş eti tedavisi sonrasında kişinin günlük ağız bakımı işlemlerini etkin bir şekilde uygulaması yapılan tedavinin başarısı için en önemli faktördür.

Panoramik Röntgen

Panoramik röntgen tüm dişlerin ve çene kemiğinin daha az ışın alarak birlikte görüntülendiği bir tomografik röntgen çeşididir. Dişlerin, kemik ve diş etlerinin klinikte muayene ile görünmeyen kısımlarını göstermeye yarar. Dijital sistemin kullanılması görüntü kalitesini artırmakta ve kişinin aldığı radyasyon miktarını belirgin şekilde azaltmaktadır.

Check-up kelime anlamıyla, “genel sağlık kontrolü”, her bireyin kendi sağlığı ile ilgili risklerden zamanında haberdar olabilmesi ve bunlara karşı erken önlem alınabilmesi amacıyla, belirli aralıklarla yapılması gerekli muayene ve tetkiklerdir.

Günümüzde tüm dünyada, “koruyucu sağlık hizmeti” dediğimiz, “hastalık ortaya çıkmadan gerekli tedbirlerin alınması ve bu sayede bireyin sağlıklı kalması” yaklaşımı büyük önem kazanmıştır.

Neden Check-up Yaptırmalıyız?

Check-up, erken tanı ve teşhis bakımından, son derece önemli ve ertelenmemesi gereken bir sağlık tarama yöntemidir. Bu açıdan, hastalık ortaya çıktıktan sonra oluşabilecek maddi ve manevi kayıplar düşünüldüğünde, yılda bir kez, bir saatlik süreyi kendi sağlığımız için çok görmemeliyiz.

Sağlığımız için ayırdığımız bu bir saatlik sürenin ileri dönemlerde, sağlığımıza yapacağı katkı oldukça tatminkâr olacaktır.

Kanser, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon, diyabet gibi gelişimini sinsi bir biçimde sürdüren, belirti verdiklerinde ise genellikle birden fazla organı ilgilendiren hasarları, henüz belirtiler ortaya çıkmadan önce oluşturan hastalıklarla baş etmenin yolu da bu hastalıklardan önceden haberdar olmaktan geçer.

Rutin bir kontrol (Check-up)sırasında elde edilecek bir ipucu sayesinde bu gibi tehlikeli, varlığını belli etmeden ilerleyen ve sürdüren hastalıkları teşhis etmek mümkün olabilir. Erken teşhisin başarılı bir tedavinin en önemli unsur olduğu unutulmamalıdır.

Check-up için Nasıl Hazırlanmalısınız?

  • Check-up hizmetimizin iyi bir biçimde planlanabilmesi için, en az 24 saat önce randevu alınız.
  • Daha önceden yapılmış test ve tetkik sonuçlarınız var ise, lütfen yanınızda getiriniz.
  • Randevu gününde aç geliniz. (8–12 saatlik bir gece açlığı yeterlidir.)
  • Kullanmakta olduğunuz ilaçlar var ise, doktorunuza bildiriniz.
  • Hamileyseniz veya bu konuda şüpheniz varsa, işlemler başlamandan önce bu konuda doktorunuza bilgi veriniz.
  • Adet döneminde alınacak idrar örneklerinin sağlıklı bir incelemeye uygun olmadığını hatırlatmak isteriz.

Çocuklarımızın doğumundan itibaren gerekli tüm takipleri ve gerektirdiği anlarda ise tedavileri hem ayaktan olarak polikliniklerimizde hem de yatarak hastanelerimizde yapılabilmektedir. Acil tıbbi durumlarda ise tüm birimlerimizdeki acil servislerimiz çocuklarımıza yeterli müdahalede bulunacak personel ve teçhizata sahiptir.

Çocuklarınızın kontrol ve tedavilerini aksatmamanız ve onların gelişimlerini sağlıklı bir şekilde takip edebilmeniz için bizler FSM tıp merkezi olarak tüm gerekenleri yapmaktayız. Çocuğunuzun sağlığıyla ilgili merak ettiğiniz tüm bilgileri uzman doktorlarımızdan yardım alarak öğrenebilirsiniz.

Bölümün en önemli hedeflerinden biri de anne sütü ile beslenmenin bebeğin gelişimindeki önemini unutturmamaktır. Bu yüzden, tüm bebeklerimizin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmeleri konusunda tüm hemşire ve hekimlerimiz çaba gösterilirken, kadın hastalıkları ve doğum bölümünden de destek alınmaktadır.

Bebeklerimiz, doğumdan itibaren ilk olarak 1. haftada , daha sonra ise ilk yıl 1 veya 2 ay aralarla 2. yıldan sonra ise 6 ay veya 1 yıl aralarla yapılmaktadır. Bu muayenelerde bebeklerin fiziksel, sosyal ve psikolojik gelişimi değerlendirilerek, Sağlık Bakanlığı ve Dünya Sağlık Örgütü önerileri göz önüne alınarak aşıları yapılmaktadır. Herhangi bir hastalık durumunda ise gerekli üst uzmanlığa sahip hekimlerimizin de önerileri göz önüne alınarak tedavileri gerçekleştirilecektir.

Hayatımızın bazı dönemlerinde içsel ya da dışsal sebeplerden ötürü kendimizi psikolojik açıdan rahatsız hissedebiliriz. Bu durumlarda birey bir psikologun yardımına ihtiyaç duyar. Psikolojik sorunların değerlendirilmesi ve çözümüne yönelik olarak, çocuğun, gencin ve yetişkinin, kişisel ve sosyal alanlarda kendisinin farkına varması ve problemlerini çözebilmesi için çeşitli psikolojik terapi ve eğitim hizmetleri sunmaktayız.

  • Çocuk,ergen ve yetişkinlere bireysel ve grup terapisi
  • Aile ve çift terapisi
  • Cinsel terapi
  • Grup eğitimleri
  • Zeka, gelişim, algı ve dikkat testleri
  • Gelişim dönemi danışmanlığı
  • Stresle başa çıkma yöntemleri
  • Psikoterapi
  • Depresyon tedavisi
  • Fobiler
  • Panik atak tedavisi
  • Anksiyete(bunaltı) bozukluğu
  • Obsesif-kompulsif (takıntı) bozukluğu
  • Sosyal fobi
  • Sınav kaygısı
  • Diyette istikrar sağlama yöntemleri
  • Oyun terapisi
  • Aile ve çift terapisi

FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON NEDİR?

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon, fiziksel ve fonksiyonel bozuklukların tanı ve tedavisini kapsar. Fizik tedavi, vücuda dışarıdan uygulanan sıcak, soğuk uygulamalar, elektrik akımları, masaj ve egzersiz ile ağrıyı kesmeye yönelik uygulamaları içeren ve kas iskelet sistemi hastalıklarında ya da yararlanmalarında uygulanan ilaç dışı bir tedavi şeklidir. Ağızdan verilen tedavilere ek olarak ya da tek başına uygulanabilir.

Rehabilitasyon ise doğuştan veya sonradan ortaya çıkan, kaybedilmiş hareket kabiliyetinin tekrar kazandırılmasına yönelik tedavidir.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Servisinde Tanı, Tedavi ve Takip Yaklaşımları Nelerdir?

Fizik tedavi ve rehabilitasyon servisinde;

  • Tüm kas-iskelet sistemi hastalıklarının,
  • Tüm romatizmal hastalıkların,
  • Ağrılı durumların,
  • Sinir sıkışmalarının,
  • Beyin-omurilik ve periferik sinir felçlerinin,
  • İnme ve serebral palsi,
  • Eklem sertliği ve katılığı-kısıtlılığı,
  • Spastisite,
  • Kırık ve travma gibi hastalık ve durumların akut ve kronik durumlarının tanı, tedavi ve takibi yapılmaktadır.

*Fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları, tıbbi (medikal-ilaçla) ve cerrahi (ameliyatla) tedavisi mümkün olmayan birçok hastalıkta ve kronik ağrılı durumlarda, fonksiyonel kısıtlılıkta etkili bir tedaviye olanak sağlar.

*Fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları, tıbbi ve cerrahi tedaviler yetersiz-etkisiz-gereksiz ise, hastalığın müzminleşme ve ilerleme ihtimali varsa, günlük yaşantı olumsuz etkileniyorsa veya sakatlık gelişmişse yararlı ve gerekli olabilir.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uygulamaları Nelerdir?

Hastalığın durumuna göre uygun bir fizik tedavi programı planlanır. Fizik tedavi, uzman hekim denetiminde yapılmalıdır. Bu tedavi programı ilaç ve fizik tedavi ajanlarının uygulanması ve terapötik egzersizlerden bir veya birkaçını içerebilir.

Uygulanacak Fizik Tedavi;

  • Soğuk tatbiki,
  • Yüzeyel ısı (infraruj, sıcak paket, parafin, girdap banyosu),
  • Derin ısı (ultrason, kısa dalga diatermi, radar),
  • Elektroterapi (tens, elekrostimülasyon, vakum-enterferans, diadinami, galvanık-faradik akım)
  • Hidroterapi (kontrast banyo, kaplıca tedavisi, su altı masaj, elektrogalvanik banyo, girdap banyosu),
  • Mekanoterapi (mobilizasyon ve manipülasyon, traksiyon, pnömatik kompresyon, splint, breys, korse, bandaj, baston vs destekleri),
  • Tedavi edici egzersiz uygulamaları gibi

Fizik tedavi yöntemlerinden biri veya bir kaçını içerebilir.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyonun amaçları nelerdir?

  • Ağrının azaltılması,
  • Kasların gevşetilmesi,
  • Dolaşımın olumlu yönde etkilenmesi,
  • Enflamasyonun giderilmesi,
  • Fonksiyonların restore edilmesi; hareketin artırılması, kasların güçlendirilmesi ve koordinasyonun sağlanması,
  • İlaç gereksinimin azaltılması,
  • Postür(duruş) bozukluklarının önlenmesi ve düzeltilmesi olarak sayılabilir.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kapsamındaki tedaviler nelerdir?

  1. Akut ve kronik ağrı tedavisi
  2. Romatizmal hastalıklar tedavi ve takibi
  3. Ortopedik rehabilitasyon ve spor yaralanmaları
  4. Nörolojik ve nöromuskulaer hastalıkların rehabilitasyonu
  5. Pediatrik rehabilitasyon
  6. Metabolik kemik hastalıkları (Osteoporoz vb.)
  7. Doğumsal veya edinsel eklem ve kemik bozuklukları
  8. Yanık sonrası rehabilitasyon
  9. Kardiyak rehabilitasyon
  10. Geriatrik rehabilitasyon

Fizik Tedavinin Süresi Ne Kadardır?

Hastalığa göre değişmekle birlikte her seans 1-1,5 saat sürmek üzere 10-20 seans uygulanmaktadır.

Fizik Tedavi Uygulamaları Ağrılı Mıdır?

Fizik tedavi uygulamaları sırasında hasta ağrı duymaz. Ancak, hastada eklem kısıtlılığı mevcutsa, örneğin omuzunu kaldıramıyorsa, o zaman fizyoterapist, germe egzersizleri yapacağından hafif ağrı olabilir.

Fizik Tedavi Kimlere Uygulanır?

Omuz, kol, bacak, dirsek, ayak, el bilek eklemleri ve çevresi dokular, bel, sırt, boyun gibi omurga bölgelerinde değişik nedenlere bağlı olarak ağrı ve fonksiyon bozukluğu olanlara, iltihabı’ romatizmal hastalıkların aktif döneminde olmayanlara, başta ortopedik ameliyatlar olmak üzere bazı cerrahi girişimler sonrasında kaslarında güçsüzlük, eklemlerinde sertleşme, fonksiyon kısıtlılığı olanlara fizik tedavi uygulanır. Beyin, sinir hasarı sonucunda gövde, kol ve bacaklarda tam veya kısmi felç gelişenlere hareket sistemi dışında lenf dolaşımının bozulması sonucu kol ve bacaklarında şişme oluşanlara uygulanır.

Fizik Tedavinin Sakıncalı Olduğu Durumlar Nelerdir?

İltihabi (enflamatuar) romatizmal hastalıkların aktif dönemleri (eklemlerin, şiş, sıcak ve ağrılı olduğu dönemler), damar tıkanıklıkları, varisler, açık yaralar ve iltihaplı bölgeler üzerine uygulama sakıncalıdır.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uygulamalarının Faydaları Nelerdir?

  • Ağrı, uyuşukluk, karıncalanma, güçsüzlüğün azalması ve geçmesi,
  • Fonksiyonların artması,
  • Yan etkisinin çok nadir olması ve olduğunda hafif ve geçici olması,
  • Birçok durumda gereksiz tıbbi ve cerrahi tedavileri engellemesi,
  • Daha az ilaç kullanılmasını sağlaması,
  • İlaçla ve ameliyatla tedavisi mümkün olmayan diğer birçok hastalıkta etkin tedavi sağlaması,
  • Hastalıkların kronikleşmesini (müzminleşmesini) ve ilerlemesini engellemesi,
  • Hayat kalitesini arttırmasıdır.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uygulamaları Olası Risk ve Yan Etkileri Nelerdir?

  • Yan etki ve riskleri oldukça az olan tedavi yaklaşımlarıdır. Bununla birlikte, nadir de olsa cilt kızarıklıkları, hassasiyet gibi istenmeyen etkiler görülebilir.
  • Çok daha nadir görülen önemli riskler cilt yanıkları, kalp ritm bozuklukları, ciltte aşırı duyarlılık, kan basıncı değişiklikleri, eklem kısıtlılıklarının açılması sırasında kas-tendon hasarlanması-kopması, elektrik çarpmasıdır.
  • Riskler uygun teknik, yeterli tıbbi malzeme ve deneyimli tıbbi personel varlığında nadiren görülmektedir.

*Bu durumların görülme sıklığını en aza indirmek için uygulama öncesi tıbbi durumunuz hakkında doktorunuza detaylı bilgi vermelisiniz. Bilinen ilaç alerjisi durumlarını, hastalıklarınızı doktorunuza belirtmelisiniz.

Fizik Tedavinin Yapılmaması Ne Gibi Problemlere Neden Olur?

  • Fizik tedavi destekleyici tedavi yöntemidir. Uygulanmaması hayati riske yol açmaz, ancak ağrıyı dindirme, fonksiyonları düzeltmede etkin bir yöntemdir.
  • Önerilen tedavi yönteminin kabul edilmediği durumlarda uygun tedavi yapılamamasına bağlı sağlığınızda ki bozukluğun, ağrı ve fonksiyon kayıplarınızın devam etmesi veya ilerlemesi söz konusu olabilir.

REHABİLİTASYON NEDİR?

Rehabilitasyon çok geniş kapsamlı bir terim olup sözcük anlamı kaybedilen fonksiyonların yeniden kazandırılmasıdır. Fizik tedaviye göre daha uzun ve hastanın da aktif olarak tedaviye katılımını ve çabasını gerektiren bir süreçtir.

Rehabilitasyon kavramı 1. ve 2. Dünya Savaşlarından sonra oluşan hastalık ve sakatlıkların tedavisi gereksinimi sonucunda Avrupa ve A.B.D. de ortaya çıkmıştır. Türkiye’de ise rehabilitasyon uygulamaları yurt dışına giderek bu yeni alanda eğitim alan değerli bilim adamlarının katkılarıyla daha sonraki yıllarda başladı.

Rehabilitasyon önceleri sadece ‘sakatlıkların tıbbi tedavisi’ olarak tanımlanmaktaydı. Daha sonra bu tanımın kapsamı genişletildi. Hastalıkların, ilaç, cerrahi, fiziksel yöntemler ve yardımcı cihazlarla kısmen veya tamamen giderilmesi ve hastanın bedensel, ruhsal, sosyal ve ekonomik bakımdan, bağımsızlığının sağlanmasına yönelik yapılan tüm çalışmalara rehabilitasyon adı verildi.

Rehabilitasyon çalışmaları bir tek kişi tarafından değil, bir ekip tarafından yürütülmelidir. Rehabilitasyon ekibi, Fiziksel tıp ve Rehabilitasyon uzmanı (Fiziatrist), nörolog, psikiyatrist, ve ortopedist gibi tıp uzmanları ve fizyoterapist, spor antrenörü, konuşma terapisti, mesleki danışman ve psikolog gibi hekim olmayan sağlık profesyonellerinden oluşabilmektedir.

ORTOPEDİK REHABİLİTASYON NEDİR?

Kırık, çıkık, bağ ve ligaman yaralanmaları, menisküs ve bağ yırtıkları gibi ortopedik problemlerin, cerrahi uygulama ya da alçı ya da atel gibi splintleme sonrasında, mutlaka fizik tedavi ve rehabilitasyon programlarının uygulanması gerekmektedir. Amaç, hastaya bir an önce normal aktivite düzeyinin yeniden kazandırılmasıdır.

Hastalık, kaza, duruş bozukluğu vs. sebeplerle ile normal hareketlerimizin, ağrı ya da çeşitli kısıtlamalar nedeni ile bozulması sonucunda hekime başvururuz. Uygun tanı ve tedavi ile bir an önce şikayetlerimizin gerilemesi ve eski halimize kavuşmak için çaba gösteririz. Kırık, zorlanma vs. şeklinde oluşan patolojik durum, hekim tarafından sebeplerine göre tedavi edilmeye çalışılır.

İyileşmek ise sadece ağrının geçmesi ya da kırığın kaynaması değildir! Elbette şikayete yol açan gerçek sebeplerin ortadan kaldırılması, ağrının giderilmesi ile paralel yürüyecektir. Fakat bu süreçte, çeşitli hareket kısıtlılıkları, hareket ile ağrı ve bunlara bağlı olarak güçsüzlük, çabuk yorulma gibi bazı sorunlar ortaya çıkacaktır. Bu durum günlük hayatımızı tamamı ile eskisi gibi sürdürebilmemizi engeller.

Örneğin omuz ağrısı nedeni ile rahatlıkla saç tarayamayız. Ameliyat sonrası diz, ayak bileği güçsüzlüğü ile merdiven çıkarken zorlanırız. Ya da el bileği tendonlarındaki şikayetimiz nedeni ile klavyede yazı yazmak büyük eziyet halini alır.

“En kısa sürede eski halimize kavuşmak” İşte iyileşmenin tanımı budur.

Doku iyileşmesinin tamamlanması, eski haline en yakın formda iyileşme gerçekleşmesi ve ardından eklem hareketlerimizin eski rahatlığına ve kuvvetine ulaşması için iyi bir rehabilitasyon süreci gereklidir.

AMELİYAT ÖNCESİ REHABİLİTASYON NEDİR?

Son dönemlerde cerrahi tedavinin başarısına katkıda bulunmak ve ameliyat sonrası iyileşme sürecini kısaltarak daha hızlı bir ambulasyon (hareket kabiliyeti) için pre-op (ameliyat öncesi) rehabilitasyona önem verilmektedir.

Sakatlanmadan sonra, sakatlanan bölgede meydana gelen ağrı, ısı artışı, şişlik, hareket kısıtlılığı, kas zayıflığı gibi problemler azaltıldığında, cerrahi tedavinin daha başarılı olduğu bilinmektedir. Bu yüzden de ameliyat öncesi rehabilitasyon gün geçtikçe daha fazla önem kazanmaktadır. Ayrıca, önceden tedbir alınarak, ameliyat sonrası gelişebilecek olan sorunların en az düzeyde tutulması sağlanabilir.

Örneğin ön çapraz bağ onarımı, omuz ameliyatları gibi bir çok ameliyattan sonra kas zayıflaması ortaya çıkacaktır. Ameliyat öncesi kasları olabildiğince güçlendirerek sonradan oluşabilecek bu zayıflığı en az düzeyde tutmak mümkün olacaktır.

Ameliyat sonrası iyileşme döneminde karşılaşılabilecek zorluklarla nasıl başa çıkılabileceği konusundaki eğitim de, ameliyat öncesi rehabilitasyonun ayrılmaz bir parçasıdır. Örneğin koltuk değneği kullanımı, yürüme eğitimi, ameliyatlı uzvun kullanımı, kıyafet giyip çıkarma vs.gibi.

Alternatif Tedavi Yaklaşımları Nelerdir?

  • Hastalığın tedavisi için çeşitli ilaç tedavilerinin ve bazı durumlarda cerrahi yaklaşımların tedaviye alternatif oluşturması söz konusudur.
  • Fiziksel tıp ve rehabilitasyon kapsamındaki hastalıkların tamamı multidisipliner (birçok kliniği ilgilendiren) hastalıklardır. Tanı, tedavi ve takipleri sırasında gerekli olduğunda diğer ilgili servislerden de tıbbi destek alınmaktadır.

FSM Tıp Merkezlerinde Genel Cerrahi Bölümümü , ilgi alanın genişliği nedeni ile birçok branşımız ile işbirliği içinde çalışmaktadır. Acil Cerrahi, poliklinik ve ameliyat hizmetleri deneyimli doktorlarımız tarafından verilmektedir. Ayrıca tanı ve tedavi amaçlı endoskopik incelemede (gastroskopi-kolonoskopi) uygulanmaktadır.

  • Acil cerrahi müdahaleleri
  • Acil yanık tedavisi
  • Fıtıkların cerrahi tedavisi
  • Anal bölge cerrahisi ( hemoroidler, fissür, perianal abse)
  • Meme cerrahisi
  • Tiroid cerrahisi
  • Tırnak cerrahisi
  • Kıl dönmesi
  • Endoskopi ve kolonoskopi
  • Laparoskopik ameliyatlar
  • Mide, barsak ameliyatları
  • Meme hastalıkları cerrahisi
  • Safra kesesi ameliyatları
  • Apandisit ameliyatları
  • Hemoroid, Fistül, Fisür
  • Kasık fıtığı ameliyatları
  • Guatr
  • Küçük cerrahi işlemler (Cilt altı kitlelerinin çıkarılması, abse drenajı, sünnet)

Göz hastalıkları bölümümüzde çocuk ve yetişkin hastalara rutin göz muayenesi hizmeti verilmektedir. Ciddi göz hastalıklarının büyük bir kısmı erken teşhis ile tedavi edilebilmektedir. Bu sebeple 6 ayda bir rutin göz muayenesi yaptırılması göz sağlığı açısından önem taşımaktadır.

  • Gözün kırıcılık kusurları (miyopi, hipermetropi, astigmatizma)
  • Yakın görme bozukluğu (presbiyopi
  • Göz tansiyonu (Glokom)
  • Katarakt
  • Şaşılık
  • Kornea hastalıkları
  • Retina hastalıkları

GÖZ HASTALIKLARINDA ERKEN TEŞHİSİN ÖNEMİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?

Katarakt : Göz içindeki lensin saydamlığını kaybederek opak bir görünüm alması, göz merceğinin yoğunlaşması ve görüntünün bulanıklaşmasıdır.

Glokom : Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinir.Hiçbir belirti vermeyen, rutin muayene dışında teşhisi olmayan bir hastalıktır.Tedavi edilmezse görme kaybına neden olabilir.

Retinopati : Şeker hastalığında, kan şekeri seviyesi ve diyabetin süresi ile orantılı olarak oluşan retinanın damarsal hastalığıdır, rutin göz muayenesinde tespit edilerek şeker ve tansiyon gibi hastalıkların teşhisinde önemli ipuçları sağlar.

Şaşılık : Gözlerin paralelliğinin bozulması durumudur. Çocukluk döneminde erken teşhis ile tedavi edilebilir aksi halde görme bozukluğu oluşturabilen bir hastalıktır. İlk göz muayenesi için geç kalındığında çocukların gözlerinde estetik problemlerinin yanı sıra ömür boyu sürecek görme azlığı sorunları oluşabilmektedir. Doğumdan hemen sonra ve çocukluk döneminde çocukların göz şikayeti olmasa bile mutlaka uzman bir hekime muayene olması şarttır.

Göz Tembelliği : Göz tembelliğinin fark edilmesi zordur ve fark edildiği zaman da genellikle tedavi için geç kalınmış olmaktadır. Göz tembelliği zamanında tanı konulduğunda tedavisi en kolay hastalıklardan biridir. Göz tembelliğinin ilk etapta tedavisi 10 yaşına kadar yapılabilir. Göz tembelliğinin önüne geçilebilmesi için rutin göz muayeneleri çok önemlidir.

6 ayda bir rutin göz muayenesi yaptırmanız, bütün bu ciddi göz hastalıkları dışında alerjik konjonktivit, astigmat, miyopi ve hipermetropi gibi ciddi göz hastalıklarının da erken teşhis ile tedavi edilmesini sağlayacaktır. Unutmayınız iyi görmek yaşam kalitenizi arttırır , 6 ayda bir rutin göz muayenesi yaptırmanız göz sağlığınız açısından önem taşımaktadır!

Özel FSM Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Bölümü Ssk, Bağkur, Emekli Sandığı ve özel sağlık sigortaları ile anlaşmalıdır.

Bugün, artık klasik tıp uygulamalarında verilen adın belirttiğinin aksine temelde bağlı kalınan kavram sadece “kadın hastalıkları ve doğum” değil, “Kadın Sağlığı”dır.

Kadın hastalıklarıyla ilgili birçok problemin önüne rutin yıllık jinekolojik muayeneler ile geçilebilmektedir.Rahim kanseri ve sizlerin sağlığını tehdit eden bir çok probleme karşı düzenli kontrollerinizi ihmal etmemelisiniz.

Ergenlikle başlayıp menopoza uzanan tüm evrelerde, kadın sağlığını korumaya ve hastalıkları tedaviye odaklanmış olan Merkezlerimizde ;

– Kadın Hastalıkları Tarama ve Kontrolleri

  • Kadın hastalıkları ve gebelik takibi, Ultrasonografi(USG), NST
  • Aile Planlaması, RIA(Spiral) takılması-çıkarılması
  • Menopoz tanı ve takibi
  • Kısırlık tedavisi ve aşılama
  • Cinsel problemler ve hastalıklar
  • Yara tedavisi koter
  • Jinekolojik hastalıklar ve genital kanserler tanısı – SMEAR

– Rutin Gebelik Takibi ve Doğum

  • Laboratuvar Tetkikleri
  • Ultrasonografi
  • Gebeliğe Uyum ve Doğuma Hazırlık

Uygulamaları yapılmaktadır.

Kardiyoloji kalp ve damarlardan oluşan dolaşım sisteminin hastalıklarını inceleyen; tanı ve tedavisiyle uğraşan bir bilim dalıdır.

Kardiyolojinin uğraşı alanı içerisine giren bazı hastalıklar şunlardır.

1 ) Hipertansiyon

2) Kalp ve Ritim Bozuklukları

3) Damar Sertliğine Bağlı Hastalıklar

  • – Koroner Arter Hastalıkları
  • – Bacak Damarlarındaki Daralma / Tıkanma

4) Doğuştan Kalp Hastalıkları

5) Toplar Damar Hastalıkları

  • – Derin Ven Trambozu
  • – Akciğer Embolisi
  • – Varisler

6) Kan Yağları Yüksekliği (Kolesteroller )

7 ) Kalp Adalesi Hastalıkları ( Kardiyomiyopatiler)

8) Kalp Kapak Hastalıkları

9) Kalp Yetmezliği Hastalıkları

İç hastalıkları bölümümüzde çocukluk çağını aşmış bireylerin iç organ sistemleri ile ilgili incelemeler yapılmaktadır. Bu sisteme ait organların fonksiyon bozukluklarıyla ilgili teşhis ve tedavi hizmetini verilmekte, bunun yanı sıra sağlık hizmeti verdiğimiz tüm hastalarımızın kendisini hastalıklardan koruması için alınması gereken önlemler konusunda bilgilendirme ve yönlendirme yapılmaktadır.

  • İnsülin direnci,diyabet ve hipertansiyon gibi kronik hastalıkların izlenmesi ve takibi
  • Osteoporoz
  • Tiroid hastalıkları
  • Peptik ülser
  • Anemi
  • Enfeksiyon hastalıkları
  • Metabolizma hastalıkları
  • Solunum yolu hastalıkları
  • Romatizmal hastalıklar
  • Guatr tiroid ve diğer hormon bozuklukları

FSM Tıp Merkezleri Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümünde, hastalıkların tanı ve tedavisi ,poliklinik ve ameliyathanelerde bulunan ileri teknolojik ekipman eşliğinde uzman bir ekiple yapılmaktadır.

Burun alerjileri, koku alma bozuklukları, burun tıkanıklığı gibi Hem sosyal hem de tıbbi anlamda büyük önem taşıyan KBB hastalıklarının çözümünde, pek çok hastalığın tanısının koyulması, tıbbi ve cerrahi tedavilerinin yapılmasında bizlere danışabilirsiniz.

  • İşitme kayıpları
  • Kulak enfeksiyonları
  • Denge bozuklukları
  • Baş dönmesi
  • Çınlama
  • Yutma problemleri
  • Üst solunum yolu enfeksiyonları

Lazer Epilasyon Nedir?

Lazer ışınını doğru dozda kıl köküne ulaştırarak,tekrar kıl üretemeyecek şekilde hasar verdirip kıl hücresinin yeni kıl üretmesini engellemektir.İstenmeyen tüylerden kurtulmanın en hızlı ve en sağlıklı yoludur.son derece pratik,ağrısız,güvenli bir yöntemdir.

İç organlara zararı var mıdır?

Doku-organlara herhangi bir etkisi yoktur, çünkü lazer non-iyonize (iyonize olmayan) enerjidir. Bu da hücre mutasyonunu etkilemediğinin göstergesidir. Lazer epilasyonda kullanılan tüm lazer tipleri yalnızca kıl foliküllerini (kılın kök hücrelerini) hedefler.

Seans aralıkları ne kadardır?

Bölgeye göre 4 ile 8 hafta arasında değişir.

Tedavi öncesi sonrası nelere dikkat edilmelidir?

Tedavi başlamadan en az 4 hafta öncesinden itibaren ağda, cımbız, iplikle alma, sarartma vb. metotları uygulamamak gerekir. Sadece jiletle veya keserek kıllar temizlenebilir. En az 1 ay öncesinden solaryuma girmek veya güneşlenmekten kaçınmak gerekir. Tedaviden 2 hafta sonrasına kadar güneşlenmek tavsiye edilmez, güneş koruyucu kremler mutlaka kullanılmalıdır.

İnsan sağlığına zararı olmayan güvenilir ve etkili lazer epilasyon sisteminin Alexandrite lazer olduğu FDA tarafından bilimsel olarak belgelenmiştir ve lazer epilasyonda en iyi cihazı seçmeniz alacağınız sonuçların iyi olması için çok önemli bir husustur. Bizler FSM Tıp Merkezleri estetik bölümleri olarak lazer epilasyonda alexandrite sistemli lazerleri tercih etmekteyiz.

Türk insanı genellikle çok koyu olmayan ten rengine ve koyu renk kıl yapısına sahiptir, bu nedenle alexandrite lazer epilasyon için en uygun yapıdadır. Alexandrite lazer derindeki kıl köküne dek ulaşarak kalıcı sonuç sağlar ve bu başarıyı sağlarken kalıcı yanık sorununa yol açmaz. Cihaz cilde 3 santimden atış yaptığından hijyen açısından sorun yaşanmaz.

Lazer epilasyon uygulamasında gerekenler

Kıl oluşumunda gerekli olgunlaşma evresinin tamamlaması beklenmelidir. Vücut bölgeleri için yaklaşık ikişer ay ara ile ortalama 4-6 seans, yüz bölgesindeki daha ince kıllar için birer ay ara ile ortalama 6-12 seans gerekecektir. Bu seans sayıları kıl yapısına göre kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir.

Kaç seans lazer epilasyon uygulanması gerekir ?

Lazer ışığı anajen (aktif) aşamadaki kıl köklerini etkilemektedir. Bütün kökler aynı anda aktif olmazlar. Dolayısıyla telojen (pasif) kökler, aktif hale geldiklerinde bunlara da uygulama gerekecektir. Kalıcı bir çözüm, ancak birkaç lazer epilasyon seansından sonra elde edilir. Kılların kalınlığı ve yoğunluğu her vücutta farklı olduğu için kesin bir seans sayısı vermek mümkün değildir, kişiden kişiye ve bölgeden bölgeye değişmektedir. Ortalama olarak çoğunlukla 6-8 lazer epilasyon seansı yeterli olmaktadır. Lazer epilasyon uygulamasında cilt tipine göre doz seçimi yapılır. Bu sayede kıl köklerine etki edecek ama cilde zarar vermeyecek güçte çalışılarak en kısa sürede tedavinin bitirilmesi amaçlanır. Herkesin vücut yapısı ve hormonal seviyeleri, cilt tipi farklı olduğu için lazer epilasyonda sonuca ulaşmak için gereken süre kişiden kişiye değişir. Seanslar kılları anajen (büyüme) safhasında yakalamaya uygun sürelerde tekrarlanır.

Sinir sisteminin merkezi beyin ve omuriliktir. Merkezi sinir sistemi tüm davranış, duygu ve hareketlerimizin yöneticisidir. Basit ya da karmaşık her türlü davranış, beynin değişik bölgelerinde yer alan bir grup sinir hücresinin etkinliği ile gerçekleşir. Sinir sistemini oluşturan hücrelere nöron adı verilir.

Ortalama bir insan beyninde 10 milyar sinir hücresi (nöron) vardır. Beynin çalışabilmesi için nöronlar arasında iletişim zorunludur. Bu iletişim, aksiyon potansiyelleri denilen elektriksel sinyallerle sağlanır. İşlevi artıran bir faktör de nöronların diğer nöronla yaptığı bağlantı (sinaps) sayısıdır. Bu bağlantı noktaları bir sinir hücresinde yaklaşık 1.000 ile 10.000 arasındadır.

İnsan beyninde yaklaşık 10 milyar nöron olduğu düşünülürse toplam bağlantı sayısı 10 ila 100 trilyon ara bağlantı arasında değişecektir.

Sinir sistemi sağladığı kontrol faaliyetlerinin karmaşıklığı açısından benzersizdir. Değişik duyu organlarından binlerce bilgi parçacığı alır ve sonra bütün bunları vücudun cevabını oluşturacak şekilde entegre eder.

Sinir sistemi duyusal, bilişsel merkezimiz ve vücudun elektrokimyasal iletişim ağıdır. Sinir sisteminin başlıca görevleri; konuşma ve anlama, plan ve program yapma, geleceğe yönelik karar alma, duyuları algılama, algılanan duyuların işlenmesi, duyulara uygun ve koordineli hareket ve cevabı sağlama, bilgilerin depolanmasıdır. Sinir sistemi; algılama, davranışlarımız ve hafızamızdan sorumludur.

Nöroloji Ana Bilim Dalı, bu kompleks (sinir sistemi ve onların yönlendirdiği kaslar ve hareket durumu, denge, nöromotor gelişim, uyku yapısı, algılama, hafıza, bilinç durumu gibi yapıları) yapıyı ve hastalıklarını inceler.

Nöroloji Kliniği; merkezi ve periferik sinir sistemi yapısal ve fonksiyonel hastalıklarının tanı, izlem ve tedavisini amaçlamaktadır.

NÖROLOJIK HASTALIKLAR

  1. Baş ağrısı
  2. Epilepsi (Sara)
  3. Beyin damar hastalıkları (Felçler – inme)
  4. Demans – Alzheimer Hastalığı
  5. Baş Dönmesi ve denge bozuklukları
  6. Hareket bozuklukları ve Parkinson hastalığı
  7. Demyelinizan hastalıklar
  8. Periferik sinir ve kas hastalıkları
  9. Uyku bozuklukları ve uykuda solunum bozuklukları

Bölümde sıklıkla karşılaşılan ortopedik hastalıkların yanı sıra özellikle ülkemizde kırık ve çıkıklara ve onların geç sonuçlarına bağlı ortaya çıkan yapısal bozukluklara tedavi hizmetleri verilmektedir.

Yoğun olarak karşılaşılan travma olguları dışında,

  • Artroskopik diz, omuz ve ayak bileği cerrahisi,
  • Spor yaralanmaları,
  • Kalça ve diz eklem protezleri,
  • Deformite ve kısalık,
  • Omurga hastalıklarının,
  • Omuz hastalıklarının,
  • Ayak hastalıklarının,
  • Kas ve iskelet sistemi tümörlerinin,
  • Doğumsal anomalilerin,
  • Sinir kökenli kas ve kemik hastalıklarının tedavisi yapılmaktadır.

YÜZ ESTETİĞİ

Yüz Gençleştirme

Yaşlanma süresince tüm vücudunuzda elastikiyetin azalması ve yer çekiminin etkisiyle deride sarkmalar başlar. Yüzde ilk olarak göz çevresi yaşlanma belirtilerini gösterir. Yağ dokusunda azalma yada bağların zayıflamasıyla birlikte sarkmalar istenmeyen oluklara, torbalanmalara, deride kırışıklık ve deri fazlalıklarına neden olur. Bu süreçte kişi genç ve diri görüntüsünü kaybeder ve yüzde yorgunluk belirtileri artar.

Klasik yüz germe ve göz kapağı müdahaleleri sadece sarkan dokuların düzenlenmesi ve fazla derinin alınması işlemidir. Ancak bu ameliyatlar sonrası eksik doku tamamlamadığı için ‘maske yüz’ görüntüsüne neden olunmakta ve ideal estetik sonuçların elde edilemediği görülmektedir.

Yüzde yaşlanmayla deride sarkma ve kırışıklıkların yanısıra deri altı dokuda yağ kayıpları da oluşmaktadır. Bu yüzden yüze sadece germe işleminin uygulanması tam tersine yetersiz sonuçlara neden olabilmektedir.

Yüz gençleştirme, yüzün daha genç ve dinlenmiş görünmesi için ameliyat öncesi yağ kayıplarının tespit edilmesi ve ameliyat sırasında fazla derinin çıkartılması, sarkan derin tabakaların asılmasıyla birlikte yağ kayıplarının da yerine konulması önemlidir.

Cerrahi süreç

– Çoğunlukla genel anestezi yada sedasyon altında uygulanır. – Ameliyat sonrası süreçte en zor kısım şişliklerin geçme süresidir. Ortalama 4-6 hafta surer. – Kesi bölgeleri saç sınırına yada olukların içine saklanır. Yara yerlerinin tamamen iyileşmesi 6-12 ay arasında devam eder.

Burun Estetiği – Rinoplasti

Burun yüzün merkezine oturmakta ve en önemli karakteristiğini oluşturmaktadır. Cerrahide amaç yüze yakışan, estetik kaygı dışında burnun fonksiyonel bütünlüğünü bozmayan en ideal sonuca ulaşmaktır.

Burun estetiği ameliyatında önemli olan istenilen burnun kişinin yüz hatlarıyla uyumlu olmasıdır. Yani herhangi birinin burnunun güzel olması aynı burun şeklinin size de yakışacağı anlamına gelmez. Burada sizi yönlendirecek kişi ameliyatı yapacak olan hekiminizdir. Ayrıntılı olarak burun yapınız hakkında ameliyat öncesi doktorunuzla görüşüp nasıl bir burnun size yakışacağına önceden karar verilmelidir.

Rinoplasti

Rinoplasti ameliyatı estetik ve fonksiyonel açıdan bir bütün olarak ele alınmalıdır.

– Burunda ideale yakın simetriye ulaşmak – Burun sırtı ve burun ucu bütünlüğünü bozmadan uyumu elde etmek – Yüzdeki diğer yapılarla harmoniyi oluşturmak – Fonksiyonel yetersizlik durumunda problemleri düzeltmek burun ameliyatı sırasında dikkat edilmesi gereken noktalardır.

Cerrahi süreç

Burun ameliyatları açık yada kapalı teknikle uygulanabilmektedir. Kapalı teknikte tüm kesiler burun içine saklanırken açık teknikte kolumellaya (burun ucuna) ufak bir kesi eklenmektedir. Ameliyat sonrası dönemde alçı ve gerekli durumlarda kullanılan burun içi tamponları 1 hafta içinde çıkartılır. Sonraki birkaç haftada şişlikler azalarak kaybolur ve burun şekliniz belirginleşir. Ancak tam şeklin oturması ve iyileşmenin tamamlanması 6-12 ay arasında devam eder. Bu dönemde burun ucu hassasiyeti, uyuşukluklar ve sertlikler devam edebilir.

Sekonder Rinoplasti

Eğer daha önce burun estetiği ameliyatı geçirdiyseniz ve buna bağlı şikayetleriniz mevcutsa ideali ilk ameliyattan en erken 1 sene sonra ikinci ameliyatı geçirmenizdir. Düzeltme ameliyatlarında en önemli nokta burunda mevcut olan problemleri tespit ederek ikinci ameliyatın planlanmasıdır.

Seconder rinoplasti öncesi ayrıntılı muayene sonunda kıkırdak ve kemik yapınız gözden geçirilir. Ilk ameliyata bağlı kıkırdak ya da kemik eksiklikleri mevcutsa bunlar tespit edilir. Eğer burnunuzda ilk ameliyatınız nedeniyle kullanılabilecek yeterli kıkırdak dokusu yoksa kıkırdak eksikliğine gore kulak yada kaburganızdan kıkırdak parçası alınması gerekebilir.

Eski geçirilen ameliyatlara bağlı deri yapınız, solunum problemleriniz, kıkırdak yapınız gözden geçirilerek size uygulanacak ameliyat tekniği ve bu ameliyatın avantaj ve dezavantajlarının önceden değerlendirilmesi ameliyat sonrası elde edilecek sonuçta etkili önemli kriterlerdendir.

Ergenlik dönemi sonrası kemik yapı gelişimi tamamlanmış her hasta burun ameliyatı geçirebilir. Önemli olan hastanın beklentilerinin makul ve sabit olmasıdır. [/toggle]

Göz Kapağı Estetiği

Göz kapağı ameliyatları son bir kaç yıl içinde hızlı değişimler göstermektedir. Klasik tekniklerde amaç sadece sarkan deri, kas ve yağ yastıklarının çıkarılması işlemiyken günümüzde özellikle deri elastikiyetindeki kayıp ve dokuların sarkmasına bağlı oluşan değişimler de cerrahi öncesi göz önünde bulundurulmaktadır.

Klasik teknikle yapılan işlemlerde özellikle yağ yastıklarının gereğinden fazla çıkartılması hastalarda yaş ilerledikçe göz kürelerinde istenmeyen oluklara ve çukurluklara neden olmaktaydı.

Günümüzde göz kapağı ameliyatları öncesi kaşların pozisyonu, ya da yanaklardaki yumuşak doku sarkmaları göz önünde bulundurularak cerrahi işlem planlanmaktadır.

Üst Göz Kapağı

Üst göz kapağı ameliyatlarında yorgun görüntüye neden olan fazla deri, kas ve yağ yastıkları düzenlenirken özellikle göz kapağındaki torbalanmanın kaş seviyesiyle ilişkisi de değerlendirilmelidir. Kaşta düşme yada göz kapaklarında yaşlanmaya bağlı düşmeler mevcutsa bunlarında aynı ameliyatla düzeltilmesi ameliyatın başarı oranını artıran faktörlerdir.

Kimi zamansa göz kapaklarındaki düzensizliğin nedeni yaşlanma yada daha once geçirilmiş ameliyalara bağlı çukurluklaşmalardır. Bu durumda göz kapağında eksik olan yağ dokusunun yağ enjeksiyonlarıyla düzeltilmesi gerekebilir.

Ameliyat kesileri üst göz kapağınınzda doğal olarak varolan kıvrımlarınız seviyesinden uygulanır. 5. Günde dikişleriniz alındıktan sonra ortalama 1 ay içinde izlerinizin çoğu belirginliğini kaybetmiş olacaktır.

Alt Göz Kapağı

Alt göz kapaklarında en büyük problem yorgunluk yada uykusuzlukla artan, özellikle sabahları daha da belirginleşen torbalanmalardır. Bunların en önemli nedeni fazla biriken yağ depolarıdır yada yanak ve göz kapağı arasında seyreden bağlarınızda yaşlanmaya bağlı oluşan gevşemelerdir.

Ameliyat girişimi kirpiklerinizin hemen altından yada bazen kirpik iç kısmından uygulanabilir. Ortalama bir kaç hafta içinde izler belirgin olarak azalır yada tamamen kaybolur. Düzeltme Ameliyatları

Daha once geçirilmiş göz kapağı ameliyatları sonrası gelişen problemlerde düzeltme amacıyla uygulanan işlemlerdir.

Bunlar

– Aşırı yağ dokusu çıkarılmasına bağlı çökmeler – Fazla deri çıkarılmasına bağlı kapanma problemleri – Yetersiz uygulamalara bağlı şikayetlerin devam etmesi olarak sayılabilir.

Bu gibi durumlarda problem yönelik farklı cerrahi müdahaleler gerekebilir.

Gerek duyulursa hastanın göz çevresindeki kırışıklıklara yönelik botoks yada dolgu işlemleri de cerrahiye eklenebilir.

Kulak Estetiği

Kepçe kulak ameliyatları kulak kıkırdağı gelişimini tamamlama süreci olan 6 yaş sonrası uygulanmaya başlanabilir. Özellikle çocuklarda kulak kıkırdağı daha yumuşak kıvamlı olduğu için sonuçlar daha başarılıdır. Erişkin yaşlarda ise uygun teknik kullanımıyla başarı sonuçları gayet yüksektir.

Kulak ameliyatı çocukluk dönemi dışında lokal anestezi altında uygulanabilen bir ameliyattır.

Kulak arkasından uygulanan kesiyle kıkırdaklara istenilen şekil verilmektedir. Kıkırdağa şekil verilmeksizin iple askı tekniklerinde kıkırdak kıvrımları yumuşatılmadığı için elde edilen sonuçların yeterli olmadığı düşüncesindeyim.

Cerrahi süreç

Ameliyat lokal anestezi altında ortalama 1 saat sürer. Ameliyat sonrası 3 gün kulak sargısı uygulanır. Bandaj çıkarıldıktan sonra 1 hafta bandana kullanılır.

Ameliyat sonrası ilk 2-3 hafta kulak şiş ve mor görünümde olabilir. Bu sürecin tamamlanmasıyla kulak istenilen şeklini alacaktır.

Kulakta hassasiyet, kıkırdak hassasiyetine bağlı olup kimi hastalarda 1 ay içinde azalarak kaybolurken bazı hastalarda daha uzun sürebilir.

MEME ESTETİĞİ

Meme Büyütme

Meme büyütme ameliyatı asimetrik yada meme küçüklüğünden şikayetçi hastalarda uygulanabilir. Memenin küçüklüğü yapısal yada doğum sonrası zayıflamaya bağlı sonradan edinilen bir problem olabilmektedir. Doğum sonrası yada yoğun kilo kaybeden kadınlarda kimi zaman dikleştirmeye gerek duyulmaksızın protez ameliyatlarıyla sarkık göğüsler düzeltilebilmektedir.

Son dönemde piyasada çok farklı marka ve modelde protez mevcut olsa da basit ölçümler ve vücut yapınız dikkate alındığında ideal protez seçiminin çok da zor olmadığını fark edeceksiniz.

Ameliyat öncesi

– Hangi yapıda protez kullanılacağı (salin yada silicon içerikli) – Protezin şekli ( yuvarlak, anatomik) – Protezin yerleşimi (kas altı, kas üstü) – Kesi bölgesi ( meme başı, alt oluk, koltuk altı)

hakkında bilgilendirme yapıldıktan sonra ideal olan cerrahi teknik ve proteze doktorunuzun önerileri dahilinde karar vermeniz en doğrusudur.

Cerrahi süreç

Ameliyat sonrası sıklıkla aynı gün taburcu edilirsiniz. 3. günde ilk pansumanınız yapılır ve sargılarınız çıkartılır. Protezin yerleşimine göre ağrı yoğunluğunuz değişmekle birlikte ilk 1 hafta içinde günlük yaşantınıza rahatlıkla dönebilirsiniz. Ameliyat sonrası dokularınızdaki şişliklerin kaybolması ve meme şeklinizin oturması 1 ayı bulmaktadır. Ancak yara iyileşme süreci 6-12 ay arası devam etmektedir. Meme Büyütme Ameliyatı

Meme büyütme ameliyatı sadece meme protezinin kullanıldığı ya da protezle birlikte meme dikleştirmenin uygulandığı bir ameliyattır.

Bu ameliyatta hastanın amacı çoğunlukla sadece göğüslerinin büyümesi iken doktor olarak benim amacım memenin büyüklüğünden farklı özelliklerine de bakarak vücudunuza uyan, uzun dönemde size problem yaratmayacak en ideal ameliyatı uygulamaktır.

Ameliyat öncesi meme protezinin ölçüsüne karar vermek için bazı ölçümler yapılması gerekir. Bunlar memenin şekli, göğüs kafesi ve meme ölçüleri, deri kalitesi, meme başı yerleşimi ve protezi saklayacak meme dokusunun miktarıdır. Meme Implantları Hakkında

Protez Seçimi

Meme büyütme ameliyatında amaç sadece memede hacimsel artış sağlamak ya da çok büyük göğüsler yapmak değildir. Vücut yapınıza uygun, uzun süreli kullanabileceğiniz ve en önemlisi normal vücut yapınızı bozmayan protez kullanmaktır.

Yeni üretilen meme implantaları daha yoğun kıvamda ve uzun süre şeklini koruyabilen ürünlerdir. Bu yüzden kullanılan implant markası ve modeli önemlidir. Eski tarz düşük yoğunlukta ya da serum içerikli implantlar uzun dönemde yapısını koruyamadığı için kullanım alanları tartışmalıdır. Ameliyat Öncesi

1- Protez Seçimi

Hastayla görüşmemde ilk aşama protez seçimidir. İstediğiniz protez boyutlarını ve büyüklüğünü anladıktan sonra amacım meme boyutlarınıza ve meme dokusu hacminize bakarak uzun vadede size en uygun olabilecek protez seçimini yapmaktır.

Protez seçiminde önemli olan noktalar:

– Memenizin göğüs kafesinde yerleşimi: Memenin iç, dış, üst ve alt sınırları belirlenir. Kullanılacak protezin bu büyüklük sınırlarında olması gerekir.

– Protezi saklayabilecek meme dokusu ve deri kalınlığı: Aynı beden sütyen kullanan iki hastada deri kalınlığı ve meme dokusundaki hacim farkı uygulanacak protez büyüklüğünü değiştirebilir. Derisi ince ve meme dokusu az olan hastada yapısına uygun olarak daha küçük protezler kullanılması gerekebilir.

– Deri esnekliği: Meme elastikiyeti yerleştirilecek protezin büyüklüğünde etkilidir. Elastikiyeti fazla olan hastalarda daha büyük protezler kullanılırken; doğum yapmamış, zayıf ve deri gevşekliği olmayan hastalarda daha küçük protezler tercih edilir.

– Memelerin sarkık olup olmaması: Doğum ya da kilo alıp vermeye bağlı olarak sarkmalarda gerek duyulması halinde büyütme ameliyatıyla eş zamanlı olarak dikleştirme ameliyatı da uygulamak gerekebilir. Ayrıca, deri esnekliği ve meme dokusunun hacmine göre kullanılacak protezler de değişiklik gösterir.

Protez Tipi

Meme protezleri jel silikon ya da serum içeriklidir. Yeni nesil silikon içerikli implantlar daha dayanıklı ve doğal görünümü nedeniyle tercih edilmektedir.

Salin protezler ise özellikle silikon protez kullanımının yasaklandığı dönem sonrası yoğun kullanılmaya başlanmış; ancak yapısal özelliğini zamanla kaybetmesi nedeniyle daha az tercih edilmektedir. Silikon implantlar daha kıvamlı ve ‘form-stabil’ özelliklerinden dolayı özellikle ayaktayken daha doğal görünür.

Implant büyüklüğünün kararında en önemli değişken hastanın meme taban çapı ve meme dokusu büyüklüğüdür. Memenin taban çapından daha büyük protez kullanımı protezin sınırlarının ele gelmesine, şeklinin bozulmasına; ayrıca memeye uygun olmayan büyüklükte protezler meme dokusunda ve deride içeriden baskıya bağlı olarak yapısal bozukluklara neden olabilmektedir.

2- Kesi Bölgesi

Meme büyütme ameliyatlarında protez; meme başı, koltuk altı ya da memenin alt kıvrımlı oluğundan yerleştirilebilir. Koltuk altından kesiler ameliyat sahasına uzak kaldığından silikon içerikli protezlerin yerleştirilmesi zordur.

Göğüs büyütme ameliyatlarında en sık meme alt oluğu ya da meme başı kesileri kullanılmaktadır. Benim tercihim meme alt oluğundan kesiyle protezi kullanmaktır. Eş zamanlı hastaya dikleştirme ameliyatı da planlıyorsam meme başından kesi de kullanabilirim.

3- Protez Yerleşimi

Meme protezi kas altı, meme dokusu altı ya da kas zarı altına yerleştirilebilir. Literatürde üç bölgeyle ilgili farklı çalışmalar ve sonuçlar mevcut olmakla birlikte benim tercihim protezi kas altına yerleştirmektir.

Meme büyütme ameliyatında amaç estetik beklentiler dışında yerleştirilen protezin uzun ömürlü ve rahat kullanımıdır. Protez ameliyatlarında en önemli problem deri yapısı ve meme dokusu ince ve zayıf olan hastalarda protezin dışarıdan belli olması ve bazen deride geri dönüşümsüz şekil bozukluklarına neden olmasıdır. Bu tip hastalarda protezin uygun kalınlıkta dokunun altına yerleştirilmesi gerekir.

Meme altı yerleşim ya da kas zarının bu etkiyi göstermede yetersiz olduğu düşüncesiyle hemen her hastamda kas altına protez yerleştirmeyi tercih etmekteyim. Kas altı yerleşimlerde dezavantajların daha az olduğunu tecrübe ettim. Ameliyat Sonrası Süreç

Ameliyat sonrası:

– Ameliyat sonrası yoğun ağrılı, kol hareketlerinizi kısıtlayan bir süreç değildir. 2-3. gün içerisinde hızla toparlanmaya ve günlük hayatınıza dönmeye başlarsınız.

– Ameliyatın 3. gününde ılık suyla duş almaya başlayabilirsiniz. Kol hareketlerinizde başlangıçta bir miktar ağrı olmakla birlikte birkaç gün içinde bu şikayetler düzelecektir.

– 2. hafta sonrasında yürüyüş şeklinde hafif egzersizlere başlayabilirsiniz. Yüzme, koşu gibi daha eforlu egzersizlere ise 4. haftadan sonra başlayabilirsiniz.

– Her iki göğsünüzde ya da birinde farklı düzeylerde olmakla birlikte şişlikler olacaktır. Şişliklerin düzelmesi ve memenin şeklinin oturması en az 1 ay sürer.

– Meme başı ve meme derisinde uyuşukluk ya da his kaybı olabilir. Gerginliğin azalması ile bu şikayetler de azalacaktır. Meme dokunuzun eski yumuşak kıvamını alması ve tüm şikayetlerinizin sona ermesi 6-12 aya kadar sürebilir.

– Nadir olmakla birlikte kimi hastalar ameliyat sonrası kronik ağrıdan şikayetçi olmaktadır. Bu daha çok ameliyat sonrası aşırı hassasiyet ya da kapsül gelişimine bağlı olabilmektedir. Kesin tedavisi bulunmamakla birlikte böyle bir durumda daha önce geçirilmiş ameliyatla ilgili bir problem yoksa ya da sorun kapsül kontraktürü değilse size sunabileceğim çözüm, protezlerin çıkartılmasıdır.

Ameliyat Sonrası Karşılaşılabilecek Problemler

Erken Dönem

– Hematom – Seroma – Enfeksiyon – Yara yerinde açılma

Geç Dönem

– Asimetri ve implantın yer değiştirmesi – Implant kenarlarının görünmesi, ele gelmesi – Çift balon görüntüsü (double buble) – Kapsül kontraktürü – Implant yırtılması – Kas hareketine bağlı protezde hareket Bu Ameliyat Kimlere Uygulanmaz?

Her ameliyatta olduğu gibi meme büyütme ameliyatında da riskler mevcuttur. Burada yoğun çalışmalar sonrası kullanılabilecek en ideal protez markalarıyla ameliyat uygulansa da unutulmaması gereken husus, vücudunuza yabancı br materyalin yerleştirildiğidir.

Ameliyat öncesi hastayla ilk görüşmemde hastanın ameliyattan beklentisini öğrendikten sonra ameliyatla ilgili ayrıntılı bilgilendirme yapıp önerilerimi sunarım. Bu öneriler doğrultusunda hastayla gerekirse ikinci bir görüşme yaparak ameliyata karar veririm.

Meme büyütme ameliyatıyla sarkık göğüsler hiç sarkmamış, küçük göğüsler çok büyük göğüsler haline dönüştürülemez. Ayrıca bu ameliyat kesinlikle izsiz bir ameliyat değildir. Sadece izler uygun bölgelere yerleştirilir.

Meme Dikleştirme

Kadınlarda meme sarkması yaşlanma, yer çekimi, hızlı kilo kayıpları, hamilelik ve emzirme gibi çok farklı durumlardan etkilenir. Mastopeksi ameliyatı ile meme başı ve meme dokusu bir arada dikleştirilirken fazla deri çıkartılarak memeye tekrar şekil verilir. Meme dikleştirme ameliyatı izli bir ameliyattır. Uygulanan farklı cerrahi teknikler olmakla birlikte amaç estetik olarak daha güzel görünen göğüslere kavuşmak olduğu için izler mümkün olduğunca sınırlandırılır. Sıklıkla kullandığım teknik ‘vertikal skar’ yani ‘lolipop tekniği’dir.

Cerrahi süreç

Ameliyat sonrası sıklıkla hastane yatışı gerektirmez ve aynı gün içinde taburcu edilirsiniz. 3. Günde ilk pansumanınız yapılır ve sargılar çıkarılır. Yara yerinin iyileşmesi ortalama 10-15 gün devam eder. Memenin eski kıvamını alması ve şeklin oturması ortalama 3 ay devam eder. Ancak sizin farketmediğiniz iyileşme süreci 1 seneyi bulur.

Meme Dikleştirme Ameliyatı

Bu formun hazırlanmasının amacı size ameliyat öncesi meme dikleştirme ile ilgili genel bilgi vermek ve ameliyata hazırlamaktır. Mastopeksi (meme dikleştirme) ameliyatı, tek başına ya da implant yerleştirilmesi ile birlikte uygulanabilir. Memeye implant uygulamaları meme büyüklüğünü artırmakla birlikte üst kısımda dolgunluk da sağlar.

Meme dikleştirme ameliyatı hastanın sarkık olan meme yapısının toparlanmasında yardımcı olurken üst memede dolgunluk için protez kullanılması gerekmektedir.

Ameliyat Sonrası Karşılaşılabilecek Sorunlar

İzler

Her cerrahi tekniğin kendine has izleri bulunmaktadır. İzlerin iyileşme süreci tamamen hastanın cilt yapısına ve genetik yatkınlığına bağlıdır. İzler, kimi hastalarda 6 ay içinde belirgin olarak azalırken kimilerinde 2 sene hatta daha uzun sürelerde iyileşme devam eder. Bunun yanısıra bazı hastalarda yara yerlerinde kabarmalar ve koyu lekelerin oluşumu görülebilir. Bunlar cerrahi ile düzeltilemeyecek durumlardır ve tekniğe bağlı değildir. Uyguladığım vertikal teknikte alt yatay iz minimal tutulduğu ya da hiç uygulanmadığı için özellikle koltuk altı potluklar ya da bu bölgedeki belirgin izler önlenebilmektedir.

Duyulanım (Hissiyet)

Ameliyat sonrası meme başı ve hatta meme derisinde his kaybı ya da azalması olabilir. Sıklıkla hastaların %90’ında ilk 6 ay – 1 sene süresinde duyulanım düzelmekle birlikte kimi hastalarda meme başı duyulanımı tamamen ya da kısmi olarak kaybolabilmektedir. Bunun önceden tahmin imkanı yoktur.

Ameliyat sonrası duyulanımın tekrar başladığı dönemde özellikle meme başında daha belirgin olarak aşırı hassasiyet, deride yanmalar, batar tarzda ya da ani giren ağrılar görülebilir. Bu şikayetler zamanla düzelmekte; iyileşme süreci 1 sene hatta daha fazla sürebilmektedir.

Emzirme

Ameliyat sonrası meme dokusunda hasara bağlı emzirmeyle ilgili problemler yaşanabilir. Meme başı altında meme dokusu bırakılsa dahi bu yeterli olmayabilir. Bunun önceden tespiti mümkün değildir. Meme Dikleştirme Ameliyatıyla İlgili Önemli Noktalar

Şekil ve Büyüklük

Sütyen taktığınızda meme büyüklüğü sizin için uygunsa sadece mastopeksi (meme dikleştirme) yeterli bir ameliyat olacaktır. Dikleştirmenin yanısıra göğüsleri büyütmek için meme protezi kullanılabilir. Ameliyat sırasında kullanılan protez büyüklüğü de bizim için önemlidir. Özellikle meme derisi gevşek olduğu için dikleştirme ameliyatı yaptığım hastalarda fazla büyük protez kullanımı deriye ek bir ağırlık verecek ve bu da zamanla protezin alt kısma doğru yer değiştirmesine neden olabilecektir. Her kadında meme dokusunun göğüs kafesine oturduğu belli bir şekil vardır. Bu kiminde daha aşağıda kiminde ise yukarıdadır. Ameliyat sırasında bu yerleşimin değiştirme imkanı bulunmamakta ve ameliyatın sonucu, sizin beden yapınıza göre değişmektedir.

Meme Kanseri

En sık karşılaştığım sorulardan birisi meme ameliyatının kanser riskini artırıp arttırmadığıdır. Bununla ilgili yapılan çalışmalarda meme küçültme ameliyatının kanser riskini artırmadığı tespit edilmiştir. Aile öyküsü kanser oluşumunda etkili olsa da tek neden değildir. Ameliyat öncesi 40 yaş üzeri her hastadan mammografi ve 40 yaşın altındaki hastalardan meme ultrasonu yaptırmalarını isterim. Bu tetkikler, ameliyat öncesinde meme dokunuzda riskli bir kitlenin olup olmadığını gösterir.

Ameliyat Öncesi Değerlendirme

YAŞ: Bu tip ameliyatlarda hastanın sağlık durumu iyiyse ve kronik ameliyata engel bir hastalığı yoksa yaşın önemi yoktur. VÜCUT AĞIRLIĞI: Kilolu hastalarda ameliyat sırasında memeye istenilen şekli vermek daha zordur ve uzun dönemde şekille ilgili problem yaşanabilir. Ayrıca, yağ dokusundaki fazlalığa bağlı yara yerinde açılma ya da enfeksiyon riski daha fazladır. SİGARA: Sigara kullanımı yara yeri iyileşmesini bozabilen en önemli risk faktörlerinden biridir. Sigara içen hastalarda yaşanan mikrodolaşım problemlerine bağlı yara yerlerinde açılma ya da izlerin daha koyu iyileşmesi gibi sıkıntılar görülebilir. Bu nedenle hastalardan ameliyattan 2 hafta önce ve ameliyat sonrası 3 hafta kadar sigara kullanmamalarını isterim.

Ameliyat Tekniği

Meme dikleştirme ameliyatında sıklıkla ‘vertikal skar ‘ tekniğini yani lolipop şeklinde iz bırakan tekniği kullanırım. Burada memenin alt kısmında kalan meme dokusunun bir bölümünü çıkartıp kalan dokuyu yeniden şekillendiriyorum. Ameliyat sonrası dikişler kapanırken dik kesinin alt kısmında bir miktar potluk oluşabilmekle birlikte bunlar bir kaç ay içinde kendiliğinden düzelmektedir. %5-10 oranında düzelmememe durumu olmakta ve bu hasta grubunda lokal anestezi altında en erken ilk ameliyattan 6 ay sonra bu potluklar düzeltilebilmektedir.

Ameliyat öncesi dikkat edilecek durumlar:

Doktorunuzla görüşürken, kullandığınız bütün ilaçları belirtin. Özellikle kan sulandırıcı aspirin ya da benzeri ilaçları kullanıyorsanız ameliyattan 10 gün önce bunların mutlaka doktor kontrolünde kesilmesi gerekir. Zayıflama ya da doğal vitamin adı altında piyasada birçok herbal haplar bulunmakta olup içerikleri tam olarak bilinmemektedir. Bu hapların ya da çayların bazılarının kanamayı uzattığı bilinmekte olup bunların ameliyattan 10 gün önce kesilmesi gerekir. Ameliyat öncesi değerlendirmede sistemik hastalığınızın bulunması durumunda buna yönelik ek tetkiklerin yapılması gerekebilir.

Ameliyat Sonrası

Meme dikleştirme ameliyatı yoğun ağrıya neden olmaz. Eğer eş zamanlı olarak protez kullanılacaksa ilk birkaç gün kol hareketleriyle birlikte meme dokunuzda ağrılar olabilir. Ameliyat sonrası 3 gün göğüs ön duvarınızı saran bandajınız olacak. Sonrasında bandajı çıkarıp yerine yarım atlet tarzı sporcu sütyeni kullanmaya başlayacaksınız. Bandajlar alındıktan sonra duş alabilirsiniz. Kolu çalıştıran egzersizlere ve yüzme hareketlerine 1. ay sonunda başlayabilirsiniz. Ameliyat sırasında kullanılan dikişler eriyebilen dikişler olup alınmasına gerek yoktur. Nadiren deri üzerine birkaç dikiş atılabilir ve bu dikişler bir hafta içinde alınır. Bazen dikiş hattında ufak açılmalar olabilir. Bu bölgeler pansumanla ortalama bir iki hafta içinde iyileşir. Bu tip yaralarda tekrar dikiş atılma durumu söz konusu değildir. Meme ameliyatı sonrası bandajlarınız alındığında ilk başta göğüsleriniz şiş ve biçimsiz görünebilir. Meme altı dik kesi bölgesinde potluk ya da iki göğsünüz arasında asimetri fark edebilirsiniz. Bunlar normal sürece dahildir ve ortalama 1 ay içinde düzelir. Ancak unutulmamalıdır ki, ameliyat öncesinde iki göğüs arasında asimetri varsa bu, ameliyat sonrası da devam edecektir. Insan vücudunun bir yarısı her zaman diğer tarafa göre farklıdır ve %100 simetrinin sağlanması söz konusu değildir. Meme ameliyatı sonrası tam şeklin oturması, izlerin ve derideki his kayıplarının düzelmesi 6 ay ile 1 sene arasında sürebilir.

Ameliyat Sonrası Oluşabilecek Sorunlar

Erken dönem oluşabilecek sorunlar; yara yerinde ufak açılmalar, kanama, sıvı birikim ya da enfeksiyondur. Ameliyat sonrası kullanılan antibiyotikle enfeksiyon riski en aza indirilse de karşılaşılabilecek bir sorundur. Yine kanamaya bağlı, memede hafif ya da belirgin kan birikimleri görülebilir. Hafif derecede kanamalarda herhangi bir müdahaleye gerek yokken belirgin kanama durumlarında tekrar ameliyat gerekebilir. Meme başının yerinde değişim yapılan küçültme ya da dikleştirme ameliyatlarında nadir olmakla birlikte bazen dolaşım problemi yaşanabilir. Kısmi meme başı ölümlerinde (nekroz) sıklıkla pansuman yeterlidir ve uzun dönemde bazen hiç iz bırakmazken bazen de hafif lekeler kalabilir. Tam meme başı kayıplarında ise yaranın yüzeysel ya da tam kat olması önemlidir. Yüzeysel yaralar kendiliğinden iyileşmekteyken tam kat meme başı kaybında yara iyileştikten sonra ek müdahaleler gerekebilir.

Sonuç

Ameliyat olsanız da olmasanız da meme yapınız;

– Yer çekiminden – Hamilelikten – Kilo değişikliklerinden – Yaşa bağlı deri gevşemelerinden etkilenir.

Yapılan hiçbir cerrahi işlem kalıcı değildir. Vücut yapınız, genetik ve çevresel faktörler sonucu değişebilir.

Meme Dikleştirme Hakkında Önemli Uyarılar

Cerrah, hastanın deri ve doku kalitesini düzeltemez. Özellikle protez kullanımıyla deri, yer çekiminin de etkisiyle sarkacaktır. Ancak ameliyat daha dolgun bir meme yapısına kavuşmanızı sağlar. Hiçbir cerrahi teknik deri kalitesi ve meme dokusu uygun olmayan hastada uzun dönemde meme üst kısmında dolgunluk sağlayamaz.

Meme Küçültme

Birçok kadın yapısal nedenlerle ergenlik sonrası yada hamilelik ve emzirmeye bağlı sonradan oluşan meme büyüklüğünden şikayetçidir. Vücudun taşıyabileceğinden büyük memeler kadınlarda özellikle boyun ve sırt ağrılarına, omuzlarda çökme ve sütyen izlerine, meme altında terleme ve pişiklere bağlı enfeksiyonlara neden olmaktadır.

En önemlisi ise istedikleri kıyafetleri özgürce giymekte zorlanmalarıdır.

Meme küçültme ameliyatında amaç hastada daha küçük ve biçimli, ideal boyuttaki göğüs yapısına ulaşmaktır.

Cerrahi süreç

Ameliyat sonrası aynı gün sıklıkla taburcu edilirsiniz. 3. günde ilk pansumanınız uygulanır ve sargılarınız çıkarılır. Ağrılı bir işlem değildir ve birkaç gün içinde günlük hayatınıza dönebilirsiniz. Yara yerinin iyileşmesi 2-3 hafta devam eder. Özellikle yağlı ve çok büyük memeleri olan hastalarda yara yerlerinde ufak açılmalar olabilmektedir. Bu gibi durumlarda 2. bir müdahaleye gerek yoktur ve pansumanla yaraların iyileşmesi sağlanır. Ortalama 3-4 ay göğsünüzde bazen ani batar tarzda ağrılar hissedebilirsiniz. Bu süreç normaldir ve göğüs yapısının yumuşayıp eski kıvamını alması birkaç ayı bulabilir.

Meme Küçültme Ameliyatı

Meme küçültme ameliyatı 3 farklı şekilde uygulanabilir. Sıklıkla kullanılan teknik ters-T kesiyle yapılandır. Diğer bir seçenek ‘lolipop’ şeklinde iz bırakan meme başı etrafı ve dik inen kesiyi içeren izlerdir. Üçüncü ise sadece liposuction uygulanarak yapılandır. Bu teknik özellikle meme dokusu yağ yönünden zengin hastalarda kullanılabilir.

Ameliyat Teknikleri

Ters-T Tekniği

Ameliyat sonrası meme başı, meme başından alt oluğa doğru ve alt olukta izler oluşur. Oluşan izlerin iyileşmesi 1 sene ve daha uzun devam edebilir, izler tamamen kaybolmaz. Kimi hastalarda belli belirsiz izler kalırken kimilerinde daha koyu leke tarzında izler kalabilir. Özellikle meme dokusu koltuk altına uzanım gösteren hastalarda koltuk altı izleri daha belirgindir ve geç iyileşir. Meme altı kesinin orta hat ve koltuk altına uzanan kısımlarında kabarma riski ve bombelik oluşumu daha fazladır. İzlerin kabarması ve koyu renkli kalması cerrahi tekniğe değil, tamamen hastanın genetik yatkınlığına bağlıdır. Özellikle koyu tenli hastalarda izlerin daha belirgin kaldığı düşünülse de bu her zaman doğru değildir ve açık tenlilerde de belirgin izler kalabilir.

Vertikal Teknik

Bu tip ameliyatlarda izler meme başı ve alt oluğa uzanan dik izler olarak kalır. Bu ameliyatın en önemli dezavantajı erken dönemde meme altında görülen büzülmeler ve şekil bozukluklarıdır. Memenin şeklini alması ortalama 6 ay-1 sene devam eder. Alt oluk seviyesinde oluşabilecek bir potluk bu süre zarfında geçmezse ufak bir müdahaleyle alınabilir.

Liposuction (Yağ Alma)

Bu teknik özellikle menapoz sonrası kadınlarda yada meme dokusu yağ dokusundan zengin hastalarda uygulanır. İzsiz bir ameliyattır ancak yağ dokusunun alınmasıyla meme boşalır ve sarkık görüntüler ortaya çıkabilir. Son dönemlerde yaşlı ve çok büyük göğüslere sahip hastalar dışında ters-T tekniği uygulamamaktayım. Ters-T tekniğinde özellikle kilolu hastalarda koltuk altına uzanan potlukların giderilmesi daha zor olmakta ve kesinin uzaması ise izin görünürlüğünü ve kabarma riskini artırmaktadır. Ya da müdahale edilse de tamamen düzelmeyebilmektedir.

Vertikal teknikte ise hastalar açısından meme altına doğru oluşan büzülmeler rahatsız edici olabilmektedir. Ancak bunlar %90-95 hastada ilk 6 ay içinde düzelmekte ve ikinci bir müdahaleye gerek kalmamaktadır. Bu tekniği sıklıkla kullanmamın nedeni uzun dönem meme şeklinin korunabilmesi ve projeksiyon yani üst kısım dolgunluğunun daha kalıcı olmasıdır.

Meme Küçültme Ameliyatı Sonrası Karşılaşılabilecek Sorunlar

İz

Meme küçültme ameliyatı izli bir ameliyattır. Ancak iyileşme süreci ve belirginliği her hastada değişkendir. Ameliyat sonrası izlerin renginde açılmalar ve hassasiyetin geçmesi en az 1 yıl sürmekte; kimilerinde 2-3 yılı bulabilmektedir. Yara yerlerinde kabarma ya da koyu renkli izlerin kalması cerrahiye değil hastanın deri yapısına ve genetik yatkınlığına bağlıdır.

Duyulanım

Göğüs küçültme ameliyatı sonrası meme başı ve memede yaygın uyuşmalar ve his kaybı görülebilir. %80-90 hastada bu süreç geçicidir. İyileşme süreci bir yıl yada daha uzun sürebilir. Ancak bazı hastalarda duyulanım düzelmeyebilir ve bu kalıcıdır. Bunun önceden tespiti mümkün değildir.

Duyulanımın geri dönme sürecinde özellikle meme başında aşırı hassasiyet, memede yaygın batar tarzda keskin ağrılar hissedebilirsiniz. Bu aşırı hassasiyet his geri dönene kadar zaman zaman tekrar oluşabilir.

Emzirme

Meme küçültme ameliyatı sonrası emzirmeyle ilgili problem yaşayabilirsiniz. Hiç bir hastama ameliyat sonrası ‘kesin emzirirsiniz’ demiyorum. %50 emzirebilme şansınız var diyorum. Yapılan araştırmalar, özellikle iri göğüslü hastalarda emzirememe ya da sütün yetersiz kalma riski bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu ameliyat öncesi tespit edilebilecek bir durum değildir.

Ameliyat Sonrası Erken Dönem Yaşanabilecek Problemler

Yara yeri iyileşme problemleri

Özellikle büyük göğüslü hastalarda ters-T kesiler sonrası yatay ve dikey kesilerin birleşme hattında ufak açılmalar olabilmektedir. Bunlar sıklıkla pansumanla düzelebilen durumlardır. ‘Lolipop ‘ kesilerde yara yeri problemleri daha az görülmekle birlikte oluşması durumunda yine pansuman tedavisi dışında tedaviye gerek duyulmaz. Bunların dışında şeker hastalarında ya da sigara tiryakilerinde yara yeri problemleri daha sık görülmektedir. Bu tip hastalarda izlerin uzun dönemde iyileşmesi ya da daha belirgin iz kalma riski de bulunmaktadır.

Kanama

Kanama riski özellikle hipertansif ya da antikuagülan ilaç tedavisi alan hastalarda görülebilir. Ameliyat öncesi kullandığınız ilaçları hekiminize belirtin.

Enfeksiyon

Ameliyat sonrası koruyucu antibiyotik kullanımı enfeksiyon riskini neredeyse sıfırlamaktadır.

Meme başında doku ölümü

Meme ameliyatı sonrası nadir görülmekle birlikte karşılaşılabilecek en önemli problemlerdendir. Kısmi doku kayıpları pansumanla tedavi edilir ve meme başında hafiften orta dereceye kadar şekil bozukluğu yapar. Tam meme başı kayıplarında ise yara yeri iyileşmesi eski haline getirilemese bile düzeltme işlemleri uygulanmaktadır.

Her iki durum da nadir karşılaşılan problemler olmakla birlikte ameliyatı düşünenlerin bu durumu göz önünde bulundurması gerekir.

Kozmetik problemler

– Memelerde asimetri – Memelerin yeterince küçültülememesi – Memelerde istenilen şeklin oluşmaması

Meme Asimetrisi

Meme yapısı her kadında sıklıkla asimetriktir. Bir meme diğerine nazaran daha büyük, sarkık ya da meme başı farklı seviyede olabililir. Özellikle ameliyat öncesi asimetrik göğüslere sahip hastalara bu konuda bilgi veririm. Ameliyat sırasında amacımız iki tarafın simetrisini sağlamak olsa da özellikle taban çapı ve meme başı yükseklikleri farklı olan hastalarda bu tamamen mümkün olamamaktadır. Ancak 6-12 ay sonra düzeltilebilecek bir asimetri mevcutsa revizyon (düzeltme) ameliyatı uygulanabilir.

Meme Büyüklüğü

Meme ameliyatlarında göğüsteki küçülmenin sütyen büyüklüğüyle belirlenmesi yanlıştır. Sütyen ölçüleri çok çeşitli ve farklıdır. Burada önemli nokta göğüs kafesinin ölçüsüdür. Bu ölçü koltuk altlarının hemen altından ölçülür ve ameliyat sırasında benim bu ölçüyü değiştirme imkanım yoktur.

Göğüs kafesi ölçüsü 90 cm olan bir hastada bu ölçünün 85 cm’e düşme imkanı yoktur. Ameliyat sırasında değişen, sütyenin ‘cup size’ dediğimiz hacim ölçüsüdür. Bu ‘A, B, C, D’ olarak değişir. D beden sütyen ölçüsüne sahip bir hastanın A bedene düşme imkanı yoktur. Meme ameliyatlarında küçülme taban çapı ve yükseklikle orantılı olmalıdır, amaç sadece meme küçüklüğü değil estetik bir şekilde elde etmektir. Yine ameliyat sonrası kilo alıp vermeye bağlı memede bulunan yağ dokusundan dolayı büyüme ya da küçülme görülebilir. Ameliyat olmanız buna engel değildir.

Şekil

Göğüs küçültme ameliyatında sonucu etkileyen en önemli faktör memenin ameliyat öncesi şeklidir. Meme üst kadranı dolgun olmayan ya da belirgin sarkıklığı olan bir hastada ameliyat sonrası üst kadran dolgunlaştırılamaz. Aynı şekilde, askı teknikleriyle meme dokusunun yukarıya alınması üst kadranda dolgunluk sağlamaz. Askı tekniklerinin hepsi memede geçici sonuçlar verir. En geç 6 ay – 1 senede eski haline döner.

Meme Ameliyatında Önemli Noktalar

Yaş

Ameliyat için belirli bir yaş sınırı yoktur. 16 yaş sonrası meme dokusu büyümesi tamamlandığında ameliyat olunabilir. Daha önce meme küçültme ameliyatı uygulanan bir hastada hamilelik yada aşırı kilo alımı tekrar göğüslerde büyümeye neden olabilir.

Kilo

Kilolu hastalarda ameliyat sonrası sonuçlar daha başarısızdır. Bu hastalarda memeye istenilen şekil daha zor verilir ve yara yeri problemiyle daha sık karşılaşılır. Bu yüzden öncelikle hastanın kilo vermesini ve sonrasında ameliyatı tercih ederim.

Sigara

Sigara yara yeri iyileşmesini bozan en önemli faktörlerdendir. Sigara içen hastalarda kan dolaşımı bozulur; buna bağlı olarak yara yeri iyileşmesinde problemler görülebilir ya da yara yerleri daha koyu izlerle iyileşir.

Sağlık Durumu

Genel sağlık durumunuz anestezi almanıza engel değilse ameliyatı olmanızda bir sakınca bulunmamaktadır. Ancak diyabet ya da dolaşım problemi olan hastalarda yara yerinde kapanma problemleri görülebileceği için bu kişiler önceden bilgilendirilir.

Meme Kanseri ve Meme Küçültme Ameliyatı

Meme küçültme ameliyatı memede kanser riskini artırmaz. Bu konu hakkında sınırlı sayıda çalışma bulunmakla birlikte yayınlarda meme ameliyatı olan hastalarda meme kanser riskinin azaldığı tespit edilmiştir. Bu, özellikle meme dokusundaki azalmayla orantılıdır. Yine meme dokusu ameliyat sonrası incelendiği için erken dönem her hangi bir kanser durumu tespit edilebilir.

Ameliyata hazırlık döneminde 40 yaş üzeri hastalardan son 1 yıl içinde yapılmadıysa mamografi istenir. Eğer hasta 40 yaş altındaysa meme ultrasonografisi ya da gerekirse MRI uygulanır. Ameliyat öncesi meme dokunuz incelenerek riskli bir durum olup olmadığı tespit edilir. Ameliyat sonrası yıllık kontrollerinize 6 ay sonra başlayabilirsiniz.

Ameliyat Öncesi Hazırlık

Ameliyat öncesi görüşmede hastanın genel sağlık durumu öğrenilir. Özellikle kanamayı artıran ilaçlar kullanıyorsanız bunları doktorunuzla konuşun. İlaçlar dışında birçok kişi zayıflama ve hazımsızlık şikayetlerinden dolayı bitkisel ilaçlar ve çaylar kullanmaktadır. Bu tip ürünler, içerikleri net olarak bilinmediği için ameliyattan 1 hafta once kesilmelidir. Çünkü bir kısmı kanama meylini artırır. Bunların dışında omega 3 yağ asitleri, E vitamini ve sarımsak hapları da aynı şekilde kanamayı uzatabilmektedir ve bunların da ameliyat öncesi 1 hafta boyunca alınmaması gerekir.

Ameliyat Sonrası Süreç

Ameliyat sonrası yara yerlerinde bandajlarınız ve yara bölgesinde kanı dışarı almak için drenleriniz olacak. Drenler genellikle 24 saat içinde çıkarılır. Ameliyat sırasında kanama riski gözlenirse göğüs ön bölgenize 3 gün duracak bir bandaj uygulanır ve 3. günde bandaj çıkarılarak yerine sütyen giydirilir. Kimi hastalarda ise pansumanın üzerine direk sütyen giydirilir ve ameliyattan 24 saat sonra duşa izin verilir.

Meme küçültme ameliyatı korkulanın aksine yoğun ağrıya neden olmaz. Kol hareketlerinde ve meme bölgesinde görülebilen hafif ağrılar ortalama 2-4 gün arası sürer. Eğer koltuk altına doğru liposuction (yağ alma) yöntemi uygulandıysa buna bağlı olarak bu bölgelerde biraz daha fazla ağrı olabilir. Bu bölgede oluşabilecek sertli ve morluklar 2-3 hafta arası devam edebilir.

Ameliyat sonrası balensiz yarım atlet tarzında sütyen kullanmanız uygundur. Bu tip sütyeni 3-4 hafta kullanmalısınız. Önemli olan sütyenin alt dikiş hattına oturmamasıdır. Kullandığım dikişler eriyen dikişlerdir. Bunların bir kısmı 2 hafta içinde erirken derine atılan dikişlerin erime süresi 3-4 ayı bulur.

Dikiş hatlarında ufak yaralar görebilirsiniz. Bunlar sıklıkla önemsizdir ve pansumanla kendiliğinden iyileşir. Yine morluklar da aynı süreçlerde toparlar. Batar tarzda keskin ağrılar ve meme ucu aşırı hassasiyetleri görülebilir; bu duyulanım iyileşme sürecidir ve zamanla düzelecektir

Ameliyat sonucu için acele etmeyin. Kimi hastalarımız da izler 2. seneye kadar iyileşmeye devam eder. Şeklin oturması ve alt olukta oluşabilecek potlukların düzelmesi 6 ayı bulabilir. %90’ın üzerinde hastalarımda (yeni bir) müdahaleye gerek kalmaz.

Günlük Hayata ve İşe Dönüş

Ortalama işe dönüş süreci 2-3 hafta arasında değişir. Masa başı işlerde 2 hafta içinde işe başlanabilirken, daha aktif pozisyonlarda 3 hafta dinlenmeniz uygundur. 2. haftada hafif yürüyüşlere başlarken koşu, yüzme ve kolları çalıştıran hareket ve aktivitelerde 1 ayı beklemeniz uygundur.

VÜCUT ESTETİĞİ

Karın Germe

Karın yapısındaki bozukluklar bir çok farklı nedene bağlı oluşabilmektedir. En sık neden hamilelik sonrası yetersiz kilo kaybına bağlı yağ birikimlerinde düzensizlikler ve bazı bölgelerde aşırı yağ birikimi, hızlı ancak spor yapmadan zayıflamaya bağlı deride sarkmalar ve çatlaklar oluşması olarak sayılabilir. Karın germe ameliyatında amaç elastikiyetini kaybetmiş ve sarkmış fazla deri dokusunun çıkartılması, zayıflamış karın kaslarının şekillendirilmesi ve bel bölgesinde kıvrımın oluşturulması olarak sayılabilir. Karın germe izli bir ameliyattır. Bu yüzden kesi bölgesini mümkün olduğunca aşağı yerleştirerek izlerin çamaşır altında saklanabilmesini önemlidir.

Cerrahi süreç

Genel anestezi altında uygulanır. Ameliyat sonrası 5-10 gün arası hareketlerinize ve yatma pozisyonunuza dikkat etmeniz ve dikiş hattında gerginlik oluşturmamanız gerekir İlk birkaç hafta karında sıkılık ve batar tarzda ağrılar hissedebilirsiniz. Bunlar zamanla azalarak kaybolacaktır.

Karın Germe Ameliyatı

Karın germe ameliyatı ( ABDOMİNOPLASTİ ), karın bölgesindeki gevşek deri dokusunun ve deri altındaki yağ dokusunun alınması işlemidir. Karın içi yağlanmalarda, kas altındaki yağ dokusuna herhangi bir müdahale yoktur. Ameliyatta eş zamanlı olarak bel altı bölgesindeki fazla yağlanma, liposuction (yağ emme tekniği) ile alınır ve karın kası üzerindeki kılıfta oluşan gevşeme dikişle azaltılır. Bu ameliyatta asıl amaç karın ve bel bölgesine, fazla deriyi alarak şekil vermektir. Karın gerdirme ameliyatı zayıflama amacıyla uygulanmaz ancak ameliyat sonrası birkaç kilo verilebilir. Ameliyat sonrası kullanılacak tekniğe bağlı olarak değişebilen sezeryan iz bölgesinden başlayıp yan kıvrımlara kadar uzanan izler kalır.

Karın Germe Ameliyatı İçin Uygun Hasta Grupları

– Uygun hasta grubu ideal kilosuna yakın, amacı zayıflamaya bağlı sarkık deri yapısını düzeltmek ve karın bölgesini şekillendirmek olan hastalardır. – Bu ameliyatın amacı kesinlikle hastayı zayıflatmak değildir ve spor ya da egzersizin yerine geçmez. – Karın içi yağlanması olan hastalarda başarı oranı daha düşüktür. – Karında yağlanmayla birlikte deri gevşekliği olan hastalarda liposuction ( yağ alma) uygulanması yağ dokusunu azaltır ancak deride sıkılaşmaya neden olmaz. Tersine sarkmayı artırabilir ya da deride dalgalanma yapar. – Karın germe ameliyatı sonrası uyluk iç ya da dış kısımda sıkılışma sağlanmaz.

Ameliyat Öncesi

Doktorunuzla görüşme sırasında düzenli kullandığınız ilaçları muhakkak belirtin. Aspirin ya da benzeri kan sulandırıcı ilaçların kullanımı ameliyattan 10 gün önce bırakılmalıdır. Doğal haplar ya da bitki çaylarının bir kısmı kanamaya meyil yapabilir. Bunları ameliyat öncesi doktorunuzla konuşup 1 hafta öncesinden kullanmayı bırakın. Sigara kullanımı mikro dolaşımı bozduğu için yara yerinde iyileşme problemleri ve yarada lekelenmelere neden olabilir. Ameliyattan 10 gün önce bırakmanız tavsiye edilir.

Ameliyat Sonrası

Ameliyat sonrası süreç diğer estetik ameliyatlara nazaran daha zordur. Ağrılar, ağrı kesici kullanılarak azaltılsa da karın içi dikişler hareketlerinizi, özellikle oturma ve kalkmaları ilk birkaç gün zorlar. Ortalama 1 hafta yatakta bel ve bacaklardan hafif kıvrılarak uyumak ve öne eğilerek dikiş hattını germeden yürümek gerekir. Bu durum bir müddet bel ağrısına neden olabilir. Ameliyattan 2 gün sonra duş almaya başlayabilirsiniz ancak suyun ılık olmasına dikkat etmelisiniz. Özellikle ameliyat sonrası 2-3 hafta ağır yük kaldırmamanız ve karına gerginlik veren spor hareketlerine 6 haftadan önce başlamamanız gerekir.

Ameliyat Sonrası Karşılaşılabilecek Problemler

Karın germe ameliyatı izli bir ameliyattır ve izin tamamen kaybolma ihtimali yoktur. Kesi bölgesinin uzunluğuna ve hastanın yağ oranına bağlı olarak dikiş hattında erken dönemde küçük açılmalar olabilir. Sezeryan ameliyatı sonrası oluşan derideki hissizlik durumu, bu ameliyat sonrasında da olur ve iyileşme süresi 6 aydan 1 yıla kadar devam eder. His kaybı yaygın olarak tüm karında görülebilir ve toparlama süreci kişiden kişiye değişir. Yaranın iyileşmesi ve kalan izlerin belirginliği hastadan hastaya değişkendir. Kesinin yan kolları hızlı iyileşirken orta hat yani gerginliğin en fazla olduğu bölge daha uzun sürede toparlar ve bu bölgede izler daha belirgin kalabilir.

Erken dönem karşılaşılabilecek sorunlar:

Kesi yerinde açılmalar, kanama ve sıvı birikimi:

Özellikle kilolu hastalarda yara yeri problemleriyle daha sık karşılaşılır. Sigara içen ya da diyabet hastalığı gibi mikro dolaşımı bozan hastalıklarda yara yerinde açılmalar daha sık görülebilir. Karın germe ameliyatı sırasında üst karın bölgesine liposuction uygulanan hastalarda daha sık karşılaşılmakla birlikte ameliyat sonrası deri altında sıvı birikimi olabilir. Kanama nadir görülmekle birlikte karşılaşılabilecek bir problemdir ve böyle durumlarda drenaj gerekebilir. Yukarıda bahsedilen durumlarda yara yeri iyileşmesi gecikebilir. Böyle durumlara sıklıkla sadece pansuman uygulanarak yaranın kapanması beklenir.

Ameliyat sonrası 3-4. aylar izlerin en belirgin olduğu dönemlerdir. Kimi hastalarda iyileşme süreci 2 seneye kadar devam eder.

Yara yerinde belirgin açılmalar, yağ embolisi:

Yara yerinde iyileşme süresinde görülebilecek daha büyük açılmalarda küçük bir müdahaleyle bölgeye tekrar dikiş atılması gerekebilir.

Ameliyat sonrası özellikle eş zamanlı liposuction uygulanan hastalarda bacaklar 24 saat sarılır ve bu sargılar hasta harekete başladıktan sonra 24 saat içinde çıkartılır.

Uzun dönem karşılaşılabilecek problemler

Karın germe ameliyatı zayıflama amaçlı uygulanmadığı gibi uzun dönemde kilo almanıza da engel olmaz. Bu yüzden ameliyat sonrası diyetinize dikkat etmeli ve egzersiz yapmalısınız. İzlerin iyileşmesi 1 yılı bulur. Ancak izler tamamıyla kaybolmaz. Bazı hastalarda hafif, kimi hastalarda daha koyu lekeli kalabilir. Ameliyat sonrası ilk sene hamile kalınmaması uygundur.

Liposuction – Yağ Alma

Düzenli beslenme ve egzersize rağmen bazı bölgelerde yağ birikimlerine engel olamayız. Spora dirençli ve sıklıkla yapısal olan bu tip bölgelerde liposuction uygun bir çözümdür. Bu teknik zayıflama amaçlı uygulanmayıp vücut konturlarının düzeltilmesinde etkilidir.

Yağ alma ( Liposakşın ) sonrası uygulama bölgelerinde morluk ve şişlikler normal iyileşme süresinde görülebilir.

Haftalar içinde şişlikler azalarak kaybolur ve kıvrımların şekli daha net oturur. Ameliyat sonrası süreçte tedavi edilen bölgelerde deride uyuşukluk, aşırı hassasiyet yada sertliklerin görülmesi normaldir. Zamanla bu şikayetler kaybolur.

GENİTAL BÖLGE ESTETİĞİ

Vajinoplasti (Vajina Estetiği)

Genital estetik ameliyatları son dönemde giderek yaygınlaşan ameliyatlardan biri olmuştur. Vajinal bölge estetik ameliyatları özellikle yaşlanma yada doğum sonrası gelişen kas tonusundaki zayıflamaya bağlı gevşekliklerin giderilmesi amacıyla uygulanmaktadır.

Vajinal girişin genişlemesi çiftler arasındaki cinsel problemlerin baslica sebeplerindendir. Ameliyatta amaç, vajina bölgesinde oluşan gevşekliğin giderilmesi ve vajenin daraltılmasıdır. Bu amaçla vajina estetiği ameliyatında mukozadan gevşekliği giderecek miktarda doku çıkartılır ve gevşeyen kas dokusu sıkılaştırılır.

Vajina daraltma ameliyatları labioplasti ameliyatlarıyla birlikte uygulanabilir.

Ameliyat sonrası cinsel ilişkiye ortalama 6 hafta sonra başlanır.

Labioplasti

Kadın genital estetik ameliyatları arasında en sık uygulanan işlemdir. Ameliyatın amacı iç dudaklarda mevcut yapısal yada doğum sonrası gelişen sarkıklık ve büyüklüğün giderilmesidir. Özellikle iç dudakların dış dudaklar arasından sarkması ve görünmesi, hijyen problemlerine neden olmakta ve birçok kişide cinsel problemlere de neden olabilmektedir.

Labioplasti ameliyatı sıklıkla lokal anestezi altında uygulanmakla birlikte isteğe bağlı olarak sedasyon altında da uygulanabilir. Ameliyat için yaş sınırı bulunmayıp ergenlik sonrası 13-14 yaş üzeri kişilerde de uygulanabilmektedir.

Yağ Enjeksiyonu

Dış Dudaklara Müdahale

Yağ enjeksiyonu, dış dudaklarda yaşlanma yada doğum sonrası oluşan gevşeme yada sarkmalarda yağ enjeksiyonu, dış dudakların küçültülmesi gibi cerrahi işlemler uygulanabilmektedir.

Gerekli görüldüğü durumlarda her üç ameliyat bir arada uygulanabilmektedir.

YAĞ TRANSFERİ

Yağ transferi dolgu maddeleri arasında en idealidir. Kişinin kendi vücudundan alındığı için reaksiyon yada alerji riski bulunmaz. Uygun teknikle doğala yakın sonuç verir ve aşırı kilo kayıpları yaşanmadığı sürece kalıcıdır. Dezavantajı dolgu maddelerinin tersine ameliyathane şartlarında uygulanması gerektiğidir. Transferi uygulanan yağ o bölgenin normal dokusunun bir parçası haline gelir.

Yağın alınabileceği bölgeler çok çeşitlidir. Karın bölgesi uyluk ve diz içleri basen bölgesi sıklıkla yağın alınmasında kullanılan alanlardır. İşlem sonrası kişi ortalama 2-3 hafta içinde normal hayatına döner. Ufak kesilerden yağ alındığı için neredeyse hiç iz bırakmaz. Uygulanan yağ doğaldır ve dokunduğunuzda herhangi bir fark hissedilmez.Birçok farklı alana uygulanabilir. Özellikle yüz ve göz çevresi, bacaklar, eski travmaya bağlı çöküklükler ya da eller bu bölgelerden bazılarıdır. Yanık yada trafik kazası sonrası oluşan derin izler yada ameliyat sonrası ioluşan doku kayıplarında izlerin belirginliğinin azaltılmasında etkilidir. Alınan yağ dokusunun özellikle kök hücreden zengin olması nedeniyle uygulanan bölgede zamanla deri kalitesini artırdığı da gözlemlenmiştir.

Psikiyatri biliminin ilgi alanına, kalıtımsal faktörlerin rol oynadığı diğer psikiyatrik bozukluklar da girer. Bunlar arasında Şizofreni, Duygu durum Bozuklukları (Depresyon ve Mani) ve diğer bazı durumlar sayılabilir. Bunun dışında kalıtımsal faktörlerin varlığı henüz kanıtlanmasa da, çocuklukta yaşanan olumsuzlukların önemli bir belirleyici olduğu Kişilik Bozuklukları da eklenebilir.

Obsesif- Kompulsif Bozuklukları (Takıntılı-Zorlantılı Bozukluk), diğer Anksiyete Bozuklukları (Panik Bozukluk,Yaygın Anksiyete Bozuklukları, Fobiler, Sosyal Fobi, Travma Sonları Stres Bozukluğu ), Yeme Bozuklukları, Yaş Reaksiyonları, Uyku Bozuklukları ve Cinsel İşlev Bozuklukları da Psikiyatri’nin ilgi alanına giren rahatsızlıklara örnek verilebilir.

Tanı için klinik görüşmelerden, muayenelerden, laboratuvar tetkiklerinden ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanan psikiyatri, belirlediği bozuklukları da farmakoterapi (ilaçla tedavi) ve psikoterapi (ruhsal tedavi) yöntemleri ile tedavi eder.

‘Saç ekimi kıl kökü nakli olarakta adlandırılabilir. Saç ekim operasyonu; ensenin üst bölgesindeki dökülmeme özelliğine sahip saç köklerinin tek tek özel tekniklerle alınıp dökülen bölgeye nakledilmesi işlemidir. Alınmış olan bu saç kökleri greft olarak isimlendirilir.

Günümüzde teknolojinin her geçen gün ilerlemesi sayesinde saç ekim işlemi ile doğal görünümler elde edilir. Saç dökülmesiyle kişilerde oluşabilecek psikolojik etkenler ve kendini sosyal yaşantıdan soyutlama gibi durumlar saç ekimi sayesinde sorun olmaktan çıkmaktadır. Saç ekiminde ekilen saçlar dökülmeyeceği için doğru tekniğin uygulanması ve saçların doğal yönünün ortaya çıkması için yapılan ölçümlere çok dikkat edilmeli ve kökleri yerleştirecek kanallar açılırken saçların çıkış yönü çok dikkate alınmalıdır.

GREFT: Gretf nakledilen doku demektir. Verici (donör) bölgeden çıkartılarak saçsız bölgeye nakletmek için hazır hale getirilen saç foliküllerine verilen addır. Bir seansta (donör bölgesi uygun ise) 3000-4000 ve üzeri greft sayılarına ulaşılabilir. Her bir greft te 1 ‘li 2 ‘li 3 ‘lü ve 4 ‘lü kökler olabilir. Çıkartılan greft sayılarından ortalama 2,5 katı oranında saç elde edilebilir.’

Saç Ekimi Hakkında Daha Detaylı Bilgi İçin FSM ESTETİK ‘i ziyaret edebilirsiniz.

BİREYSEL BESLENME DANIŞMANLIĞI

İnsan sağlığını büyük oranda yaşadığı çevre koşulları ve yaşam tarzı olan çevresel faktörler belirler. Beslenme tarzımız performansımızı, psikolojimizi ve vücut ağırlığımızı belirlemesinin yanı sıra genetik olarak risk taşıdığımız bazı kronik hastalıklara yakalanma riskimizi de azaltır ya da arttırır. Gerektiği gibi beslenerek kronik hastalık sonucu oluşabilecek erken ölüm riskini de en aza indirmiş oluruz.

Sağlıklı beslenme hayatın her anında sürdürülmesi gereken bir durumdur. Yemek yemek sadece açlığın giderilmesi değil, fizyolojik, psikolojik ve sosyal bir olgudur. Hayatı gerektiği gibi yaşayarak istediğimiz besinleri sağlıklı bir şekilde tüketebilmek için sağlıklı beslenme ilkelerini çok iyi bilmek gerekir. Sağlıklı beslenmeyi öğrenmek ve yaşam tarzı haline getirmek ancak bir diyetisyen ile birebir görüşmeler sonucunda sağlanabilir.

Beslenme programı yaş grubu fizyolojik durum ve en önemlisi her birey için “kişiye özgü”olmasına göre farklılık gösterir. Her birey nasıl ki kendine özgü özellikler gösteriyorsa, beslenme programı ve diyetlerde ona özel olmalıdır.

Bireysel Beslenme Danışmanlığı ile amacımız; yetersiz dengesiz ve sağlıksız beslenmenin sonuçlarından sizi korumak ve sizin özelliklerinizi belirleyerek, sizinle birlikte özelliklerinize uygun, size özel beslenme programı oluşturmaktır.

KADINLARA ÖZEL BESLENME

Hamilelik Döneminde Beslenme

Sağlıklı beslenme yaşamın her anında olduğu gibi hamilelik döneminde de çok önemlidir. Bebeğin fiziksel ve mental açıdan sağlıklı dünyaya gelebilmesi için anne adayının yeterli dengeli ve sağlıklı beslenmesi gerekir.

Hamilelik süresince, gereğinden az kilo almak, anne adayının vücut depolarının tükenmesine ve bebeğin besin ihtiyaçlarını karşılayamamasına neden olurken, gereğinden fazla kilo almak ise bebeğin kalitesiz besin almasına yol açar ve doğumla birlikte bebekte sağlık sorunları oluşabilir. Gereğinden az ve ya gereğinden çok kilo almak erken doğum veya düşük doğum riskini artırmaktadır.

Bebeğin anne karnında gelişim aylarına göre anne adayının beslenmesinin diyetisyen tarafından düzenlenmesi gerekir. Bebeğin gelişen organ ve sistemlerine göre besinsel ihtiyaçlar farklılık gösterir ve bu yüzden gelişme dönemine göre bazı besinlerin ve besin öğelerinin daha fazla alınması gerekir.

Hamilelik bebeğin sağlıklı beslenmeye ihtiyaç duyduğu bir dönem olmasının yanı sıra, anne adayının da kendisi için sağlıklı beslenmesinin gerekli olduğu bir dönemdir. Yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenmeyen annenin vücut depoları bebeğe besin kaynağı olacağından anne hamilelik döneminde ve sonrasında sağlık problemleriyle karşılaşabilir. Annenin ihtiyaç duyduğu depolarını yitirmemesi için özelliklerine uygun bir beslenme programı uygulaması gerekir.

Hamilelik döneminde en sık rastlanan sağlık sorunlarından olan bulantı, kusma, iştah kesilmesi, reflü, gaz sancısı, karın ağrısı ödem ve kabızlık duruma ve kişiye özel beslenme programı ile çözülebilir. Hamilelik döneminde ilaç kullanmak riskli olduğu için beslenme tedavisi uygulamak gerekir.

Bebeğin anne karnında sağlıklı büyüme ve gelişmesinde gerekli olan besin öğelerinin karşılanmasını sağlamak, bebeğin doğru beslenmesini sağlayarak ileride yaşayabileceği kronik hastalıklara yakalanma riskini azaltmak, annenin besin depolarını ve genel sağlık durumunu korumak ve hamilelik süresinde oluşabilecek sağlık sorunlarına karşı önlem almak amacımızı oluşturmaktadır.

Emzirme Döneminde Beslenme

Emzirme dönemi; bebeğin büyüme ve gelişmesi açısından son derece önemli bir süreçtir. Yeni doğan döneminde ve gelişimi hızlı olan bebeğin besinsel ihtiyaçları tam anlamıyla karşılanmalıdır. Bebek için en kıymetli besin anne sütüdür ve yaşamının ilk altı ayı boyunca sadece anne sütü ile beslenmelidir. Annenin uygulayacağı kişiye ve duruma özel beslenme programı ile anne sütünün yeterli miktarda olması sağlanmalıdır.

Annelerin birçoğu doğumdan sonra fazla kilolarından kurtulmak için diyet uygularlar; fakat zayıflama diyetleri annenin salgıladığı süt miktarını azaltır. Süt verimliliğinin sağlanması için annenin yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenmesini, diyetisyen tarafından uygulanan kişiye özel beslenme programıyla sağlamak gerekir.

Emzirme döneminde annelerin kilo kaybetmesini sağlayan olgu, emzirmedir. Diyetisyen tarafından hazırlanan beslenme programı ve sürekli emzirme, anne sütünün kesilmesini önler ve annenin enerji kaybetmesini sağlayarak sağlıklı bir şekilde kilo vermesini sağlar.

Anne sütünün verimliliğini ve kalitesini destekleyecek, kişiye ve duruma özel beslenme programı uygulayarak, bebeğin besin ihtiyaçlarının tam olarak karşılanmasını ve bebeğin büyümesini ve gelişmesini sağlamak, annenin besin depolarını korumak ve annenin yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenerek kilo kaybetmesini sağlamak emzirme dönemindeki amacımızı oluşturmaktadır.

Menopoz Döneminde Beslenme

Menopoz kadınların yaşamında önemli yer teşkil eder. Menopoz sonrası dönemde yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması, sağlığın korunması ve iyileştirilmesi açısından önem taşımaktadır.

Menopoz döneminde, hormonal düzensizliklere bağlı olarak vücuttu fiziksel ve fizyolojik semptomlar görülür. Bu değişimler ileriki dönemlerde kronik hastalıklara neden olabilmektedir. Diyetisyen tarafından hazırlanan uygun beslenme programı, oluşabilecek sağlık sorunlarının önlenmesini ve tedavisini sağlayacak, kişinin yaşam kalitesini artıracaktır.

Menopoz döneminde, sebze, meyve ve posa tüketimi artırılmalı, kalsiyum, içeriği yüksek besinler tüketilmelidir. Bunun yanında tuz tüketimini azaltıp, sıvı tüketimini de artırmak gerekir.

Menopozda yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması; ideal vücut ağırlığının sürdürülmesi, kemik ve kalp sağlığının korunması, diyabet, kanser riskinin azaltılması ve menopozdaki sorunların en aza indirilmesini sağlar.

Menapozon dışında; adet öncesi sendromlar, polikistik over sendromu gibi olgular, kadınların vücut kompozisyonlarını, iştahlarını, vücut ağırlıklarını ve yaşam koşullarını oldukça etkileyen durumlardır.

Adet Öncesi Sendromu; aşırı şişkinlik hissi, ödem, tatlı krizleri, meme hassasiyeti, baş ağrıları ve yoğun stres ile kendini gösterir. Karakterize adet döneminden yaklaşık bir hafta önce başlayan ve adet döneminin başlangıcından üç dört gün sonra son bulan bir sorundur. Adet öncesi sendroma karşı diyetisyenle yapılan görüşmeler sonucu ortaya çıkan beslenme programını uygulamak sorunları çözebilir.

Polikistik Over Sendromunda; kan şekerinde dengesizlikler, cilt sorunları, şişkinlik, adet düzensizliği ve kan lipid profilinde değişimler oluşur. Kişi yoğun açlık hissi ve iştah nedeniyle aşırı beslenme eğilimi gösterir. Kan şekerinin dengelenmesi, kilo kontrolü ve sağlık risklerinin en aza indirilmesi için kişi mutlaka diyetisyenle görüşmeli ve onun hazırlamış olduğu beslenme programını uygulamalıdır.

YAŞ GRUPLARINA GÖRE BESLENME

Bebek Beslenmesi

Bebekler ilk altı ay anne sütüyle beslenmeli daha sonra uygun tamamlayıcı besinlere geçilmelidir. Çeşitli nedenlerden anne sütü alamayan bebeklerin gerektiği gibi beslenebilmesi için besinsel ihtiyaçları iyi hesaplanmalı ve bu ihtiyaçlara yönelik hazırlanan beslenme programı, bebeğin mide kapasitesine göre planlanmalıdır.

Bebekler genellikle altıncı ayın sonunda, tamamlayıcı besinlere geçerken zorlanırlar ve şu ana kadar sıvı besinlere ve emmeye alışkın oldukları için tepki oluştur ve yemek yemeyi reddederler. İştahsızlık da bebeklerde görülen sorunlar arasında yer alır ve diş çıkarma, kansızlık veya hastalık gibi fizyolojik nedenler olabileceği gibi annenin yanlış uygulamalarından da kaynaklanıyor olabilir. Diyetisyenlerimizle annelere beslenme eğitimivererek tamamlayıcı besinlere başlama dönemindeki bu sorunu ortadan kaldırmaktayız.

Bebeğin yeterli miktarda anne sütü almasını, altı aydan sonraki dönemde gerekli besinleri tüketmesini sağlamak böylece bebeğin büyüme ve gelişmesinin düzenli olmasına destek vermek, annenin bebek beslenmesi ile ilgili bilgi sahibi olması için diyetisyenlerimizce anneye beslenme eğitimi vermek, bebeğin ihtiyacına özel hazırlanan beslenme programı ile bebeğin yeterli dengeli ve sağlıklı beslenmesini sağlayarak; bebeklerin sağlıklı bir şekilde büyüme ve gelişmelerine destek olmak ve gelecek nesillerin sağlıklı olmasına katkıda bulunmak Diyata olarak amaçlarımızı oluşturmaktadır.

Çocuk Beslenmesi

Çocukluk dönemi bebeklik döneminin aksine büyüme hızının daha yavaş olduğu bir dönemdir. Bu dönem çocuğun beslenme alışkanlığını kazandığı dönemdir. Çocuk anne babasını taklit ederek sofraya oturmayı, kendi başına yemek yemeyi öğrenir.Çocukların fizyolojileri yetişkinlerden farklı olduğu için beslenmeleri ve besinsel ihtiyaçları da yetişkinlerden farklıdır. Çocuk kendi seviyesine uygun beslenme eğitimi ile sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılabilir.

Çocukluk dönemindeki sorunlardan biri olan şişmanlık, çocuğun gelecek dönemdeki sağlığı için de büyük tehdit oluşturur. Çocuğun sağlıklı büyüyüp gelişmesi için sağlıklı vücut ağırlığına ulaşması gerekir. Çocukların büyüme gelişmesini olumsuz etkileyecek bilinçsiz diyetler uygulanmamalıdır. Diyetisyen tarafından çocukla birlikte onun besinsel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeterli dengeli ve sağlıklı beslenme programı uygulanmalıdır. Çocuk ayrıca sevdiği bir spor dalına yönlendirilmelidir.

Çocukların yeterli dengeli ve sağlıklı beslenmesini sağlayarak, büyüme ve gelişmelerine destek olmak, diyetisyenlerimiz tarafından verilen beslenme eğitimleri sayesinde, çocukların sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanmasını sağlamak ve beslenme sorunu olan çocukların durumlarına ve gereksinimlerine uygun beslenme programı hazırlayarak çocukların beslenme sorunlarını çözmek amaçlarımızı oluşturmaktadır.

Ergenlik Döneminde Beslenme

Ergenlik dönemi hızlı büyümenin yaşandığı bir dönemdir ve bu nedenle enerji ve protein başta olmak üzere birçok besin öğesine gereksinim yükselir. Bu dönemde kişinin yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenmesi boyunun uzaması ve cinsiyet gelişimi için önemlidir.

Ergenlik dönemindeki sıkıntılara bağlı olarak özellikle kızlarda olmak üzere bulimianevrosa, anoreksiyanevrosa ve tepkisel yeme bozuklukları görülebilir. Yeme bozuklukları tedavi edilmediğinde kronik sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu durumda diyetisyenle beslenme tedavisi uygulanmalıdır.

Ergenlik dönemindeki sağlık sorunlarından biri de obezitedir ve çocukluk dönemine kıyasla daha tehlikelidir. Ergenlik dönemindeki obezite, sağlıklı dengeli ve yeterli beslenme programı ve uygun egzersiz programı ile çözümlenebilir.

Amacımız gençlerin beslenme sorunlarını çözüp tekrarını engellemek ve sağlıklı beslenme alışkanlığını yaşam tarzı haline getirmelerini sağlamaktır.

Yaşlılık Döneminde Beslenme

Yaşlılık dönemi fizyolojik olarak, vücuttaki su miktarının azaldığı, yağ dokusu miktarının arttığı bir dönemdir. Kemiklerde mineral kaybı olacağından osteoporoz (kemik erimesi) görülebilir. Vücutta artan yağ dokusuna bağlı olarak metabolizma yavaşlar ve kişiler kilo alır.

Bu dönemde; ağız ve sindirim sistemi sorunlarından; diş kaybı, reflü, gastrit ve iştahsızlık görülebilir. Bu durum beslenme durumunu etkiler ve kişiler yetersiz beslenme sorunuyla karşılaşabilirler.

Yaşlılık döneminde ortaya çıkan; şeker, yüksek tansiyon ve kalp hastalıklarından korunmak için kişinin sağlıklı beslenmesi gerekir.

Kişinin enerji ihtiyacı iyi saptanmalı ve enerji ihtiyacını tam olarak karşılayarak kilo kontrolü sağlanmalıdır. Şişmanlık hayatın diğer dönemlerinde olduğu gibi yaşlılık döneminde de sağlığı olumsuz yönde etkiler ve diğer hastalıklara davetiye çıkarır. Dokuların yıkıldığı bu dönemde kişinin protein ihtiyacı karşılanmalı ve doğru protein kaynakları kullanılmalıdır. Mineral ve vitaminler de önem taşımaktadır ve doğru beslenme ile ihtiyacın karşılanması gerekir.

Kişinin sağlık durumu ve hastalıklarına göre değerlendirme yapılmalı ve beslenme programı bunlar göz önünde tutularak bir diyetisyen tarafından hazırlanmalıdır.

HASTALIKLARDA BESLENME

Obezite

Obezite, vücutta enerji dengensin bozulması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Vücuda besinlerle alınan enerjinin, fiziksel aktivite ile harcanan enerjiden fazla olması durumunda vücut ağırlı ve vücut yağ dokusu artar. İdeal kilodan uzaklaşma da bazı kronik hastalıklara davetiye çıkarır.

Obezite bütün vücut sistemimizi olumsuz etkiler. Dolaşım sistemindeki bozulmalar sonucu hipertansiyon, kan lipitlerindeki değişiklere bağlı olarak kroner arter hastalıklar ve yarattığı insülin direncine bağlı olarak diyabet (şeker hastalığı) görülebilir.

Kişinin özelliklerine uygun zayıflama programı ile sağlıklı şekilde kilo kaybetmesini sağlamak ve ideal kilosunu, sağlıklı beslenme tarzı ile korumasını sağlamak amacımızı oluşturmaktadır. Diyetisyenlerimizce hazırlanan kişiye özgü beslenme programlarıyla sağlıklı şekilde ideal kilonuza ulaşabilirsiniz.

Diyabette Beslenme

Diyabet (şeker hastalığı); vücutta insülin adı verilen hormonun yetersiz salgılandığı veya etkisiz olduğu durumlarda oluşan bir endokrin hastalıktır. Diyabet, Tip 1 ve Tip 2 olarak ikiye ayrılır. Tip 1 diyabet pankreasta anormallikler, genetik faktörler ve viral enfeksiyonlar gibi nedenlerle oluşmaktadır ve genellikle çocukluk ve gençlik dönemlerinde ortaya çıkmaktadır. Tip 1 diyabette pankreas insülin salgısı üretmez, kan şekeri sürekli yüksek düzeylerde seyreder ve bu yüzden dışarıdan insülin alınması zorunludur. Tip 2 diyabette ise pankreas insülin üretir ancak insülin yetersiz veya etkisizdir. Tip 2 diyabet daha çok orta yaşlı ve yaşlı bireylerde ortaya çıkar. Çevresel faktörlerin etkisi olduğu gibi; şişmanlık ve aşırı karbonhidratlı besin tüketimi, yanlış beslenme tarzı riski artıran faktörlerdir.

Diyabet kronik bir hastalık olduğu için yaşam boyu devam eder. Uygun tedavi uygulanmadığı takdirde, yüksek kan şekerinin vücuda verdiği zararlardan ötürü katarakt, körlük, varis, cilt enfeksiyonları gibi rahatsızlıklar meydana gelebilir. Şeker hastası olan bireyler kalp hastalıklarına, kalp krizlerine, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterole ve böbrek fonksiyonlarının bozulmasına, sağlıklı bireylere nazaran daha yatkındırlar.

Şeker hastalığının tedavisinde; insülin, ilaçlar, beslenme ve egzersiz tedavisi uygulanır. Tıbbi beslenme tedavisi, şeker hastalığının kontrol altına alınmasında ve sağlık durumunun sürdürülmesinde önemli role sahiptir.

Tip 1 diyabetlilerde insülin salgısı olmadığından, dışarıdan insülin uygulaması yapılır. İnsülin tedavisi alan kişilerde, kan şekerinin yüksek kalmasından (hiperglisemi) veya aşırı düşmesinden (hipoglisemi) korunmak amacı ile karbonhidrat tüketimi önem taşır. İnsülin tedavisi alan kişilerde karbonhidrat sayımı adını verdiğimiz tıbbi beslenme tedavisi uygulanmaktadır ve bu tedavi sadece diyetisyen tarafından uygulanmaktadır.

Tip 2 diyabetlerde ise, öğün düzeni ve sağlıklı beslenme İlkerline uygun beslenme önemlidir. Kan şekeri dengesini sağlayarak yüksek kan şekerinin olumsuz etkilerine karşı kişiyi korumak gerekir.

Diyabetli hastaların; beslenme tarzları konusunda çok dikkatli olmaları gerekir. Öğün saatleri, öğün düzeni, tek başına tüketilmemesi gereken besinler, diyetin glisemik indeksi ve glisemik yükü kişilerin sağlık durumlarını kısa ve uzun dönemde etkileyebilir.

Şeker hastası olan bireylerin hastalıkları, hastalıklarının olası zararları ve sağlıklı beslenme hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlamak, kişiye özel diyet ile bireyin kan şekerini dengelemek, sağlığını korumak ve geliştirmek, kişinin hayatın tatlarından uzaklaşmadan ve yaşantısını olumsuz etkilemeden yaşam boyu sağlıklı beslenmesini sağlamak amaçlarımızı oluşturmaktadır.

Kardiyovasküler Sağlık için Beslenme

Kalp bütün vücuda kan depolayan ana organımızdır ve kalp sağlığının korunması genel sağlık açısından çok önemlidir. Kalp atış hızının bozulması veya damar sisteminde meydana gelebilecek daralma ve tıkanmalar; kriz ve felç gibi olumsuz durumlarla sonuçlanabilir.

Kalp hastalıklarının oluşmasında; genetik, yaş, fiziksel aktivite durumu, şişmanlık gibi etmenler rol oynar. Beslenme tarzı kalp hastalıklarının oluşmasında çok önemli bir faktördür.

Kalp hastalıklarının oluşumunda, damar çeperlerinde kolesterol birikimi görülür. Kötü huylu kolesterolün kanda yüksek oranda bulunması çok büyük risk oluşturmaktadır. Beslenme tarzında kolesterolün uygun oranlarda alınması bu riski ortadan kaldırır. Vücut ağırlığının korunması kalp sağlığının sürdürülebilmesi için oldukça önemlidir.

Uygulanan beslenme programında doymuş yağ asitleri ve kolesterolün sınırlandırılması, proteinin doğru kaynaklardan alınması, posanın yeteri miktarda yer alması ve vitamin ve minarelerden dengeli bir diyet uygulanması kalp sağlığı için önem taşımaktadır. Özellikle kalp hastası olan bireylerin kalp sağlığını koruyucu beslenme tarzını öğrenmesi ve uygulaması gerekir.

Diyata olarak amacımız, kalp hastası olan bireylerde hastalığa uygun beslenme programı ile genel sağlığı düzeltmek, kalp sağlığını korumak ve olası riskleri en aza indirgemektir.[/toggle]

[toggle title=”Sindirim Sistemi Hastalıklarında Beslenme”]Sindirim sistemi, sağlığın korunması ve geliştirilmesi açısından önem taşır. Tükettiğimiz besinlerin vücudumuz tarafından kullanılabilmesi için sindirilmeleri ve bağırsakta emilmeleri gerekmektedir. Hafife alınan birçok sindirim sistemi hastalığı ileriki dönemde sağlığınızı olumsuz etkiler.

Ağız hastalıkları, diş çürükleri, tükürük bezi hastalıkları ya da ağızda yara gibi durumlarda kişi çiğneme ve yutma güçlüğü yaşar. Sürecin uzaması yetersiz besin alımına yol açar ve kilo kaybı, halsizlik ve yorgunluk gibi olumsuz durumlar oluşur. Kişinin bireysel besin öğesi ihtiyaçları hesaplanmalı, uygun besin veya besin destekleri ile sağlığına kavuşması sağlanmalıdır.

Yemek borusu hastalıklarında da tıbbi beslenme tedavisi uygulamak gerekir. Gastroözafagial reflü hastalığında hastalığa ve kişiye özel hazırlanmış beslenme programı; kişinin reflü olma sıklığını azalttığı gibi hastalığın oluşturduğu diğer rahatsızlıkların da önüne geçmeyi sağlar.

Sindirim sistemi rahatsızlıklarında en çok mide ile ilgili sağlık sorunları görülür. Gastrit ve ülserde; mide mukozasının tahriş olmaması ve hastalığın ilerlemesi için hastalığa özel tıbbi beslenme tedavisi uygulanmalıdır. Kişiye özel beslenme programı ile hastalıkların ilerlemesi, olası kanamalar, iştahsızlık ve kilo kaybı gibi durumların önüne geçilebilir ve mide kanserine yakalanma riski azalır.

İshal ve kabızlık; ince bağırsak hastalıkları içinde en sık karşılaşılanlardandır. İshal; enfeksiyon sonucu oluşabileceği gibi, çölyak gibi bazı emilim bozukluğu hastalıklarında, besin alerjisi olan kişilerde ve beslenme yetersizliğinde de oluşabilir. İshal ile vücutta su ve minarel kaybı, yoğun olarak yaşanmaktadır. İştahsızlık ve kilo kaybı da ishalin oluşturduğu olumsuzluklardır. İshalin kısa dönemde sonlanması, vücudun sıvı ve mineral ihtiyacının karşılanabilmesi için hastalığa özgü beslenme tedavisi uygulanmalıdır. Yanlış beslenme tarzı ve fiziksel aktivite eksikliği de, kabızlığın en sık görülen nedenlerindendir ve kişiye özel beslenme programı ile kabızlık önlenebilir.

Kalın bağırsakta iltihabi hastalılar oluşabileceği gibi konun düzensiz çalışmasına bağlı olarak mutsuz bağırsak sendromu hastalığı da görülebilir. Buna paralel olarak ishal, kabızlık, şişkinlik, kilo kaybı gibi sağlık sorunlarının olmaması için hastalığa özgü beslenme programının yapılması gerekir.

Kişinin besinsel ihtiyaçlarını belirleyerek, kişiye özel hazırlanmış beslenme programı ile ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlayarak yetersiz beslenmenin önüne geçmek, hastalığa bağlı oluşacak diğer sağlık sorunlarının görülme riskini azaltmak ve kişinin hastalığına uygun beslenmesini sağlayarak yaşam kalitesini artırmak amaçlarımızı oluşturmaktadır.

Kemik ve Eklem Hastalıklarında Beslenme

Kemikler vücudumuzun çatısını oluşturan aktif dokulardır. Vücutta zamanla kemik ve eklem hastalıkları oluşabilir.

Osteoporoz: Kemik kütlesinin azalması ile birlikte kemiklerin zayıflaması ve kırılabilir duruma gelmesidir. Aşırı tuz ve kafein tüketimi, kalsiyum atımını arttıran ilaçların kullanımı, gençlik döneminde yetersiz kalsiyum alımı, hareketsizlik ve aşırı zayıflık osteoporoz oluşumunda risk faktörlerindendir. Osteoporozdan kurtulmak için tedavi sürecinde gerektiği gibi sağlıklı beslenmek ve uygun egzersizleri yerine getirmek gerekir.

Romatoid Artrit: Nedeni tam olarak bilinmeyen bu hastalık; eklemlerde ağrı, şişme ve sertleşme ile kendini gösterir. Eklem çeperlerinin arası su toplar ve bu hastalığa yakalananların çoğu zayıf bireylerdir. Hastalığın daha farklı sağlık sorunlarına yol açmaması ve hastanın yaşam kalitesinin artırılması için kişinin diyetisyen tarafından hazırlanan sağlıklı beslenme programını takip etmesi gerekir.

Osteoartrit: Genellikle şişman bireylerde görülen ve eklem yaralanmaları sonucu oluşan bir hastalıktır. Kullanılan ilaçların sonucu olarak vücutta bazın besin öğelerinin atımı artabilir ve bu nedenle bireyin sağlıklı bir beslenme programı takip etmesi gerekir.

Gut: Aminoasit metabolizmasında oluşan bir bozukluğa bağlı olarak eklemlerde ve yumuşak dokularda bazı maddelerin birikimine neden olan bir hastalıktır. İkincil gut adı verilen hastalık için risk faktörleri; şişmanlık, şeker ve kalp hastalıklarıdır. Eklem ve yumuşak dokuda madde birikimini ve gut komalarını engellemek için gut hastaları, hastalıklarına ve kendi özelliklerine uygun kişiye özel sağlıklı beslenme programı uygulamak zorundadır.

Diyata olarak amacımız; kişilerin hastalıklarını ve hastalıklarına bağlı oluşan sağlık sorunlarını en aza indirecek beslenme programı ile kişilerin yaşam kalitesini artırmak ve lezzetten uzak kalmadan beslenmelerini sağlamaktır.

Kanserde Beslenme

Kanser hastası hastalığın oluşturduğu olumsuz etkilerden ötürü zayıflar. Hormona bağlı kanser türlerinde tam tersi durumda söz konusu olabilir. Kanser hastalarının yaşam kalitesinin artırılmasında kilo kontrolü çok önemlidir.

Kansere bağlı olarak vücudun harcadığı enerji miktarı artar ve dolayısıyla vücut ağırlığında değişmeler olur. Kişinin enerji miktarının doğru saptanması ve günlük enerji ihtiyacının karşılanması gerekir.

Kanserin yol açtığı bir diğer olumsuz durum ise iştahsızlıktır. Tat duygusunun azalması, ağızdaki metalik tat, koku duyusundaki hassasiyet kanser hastalarında iştahsızlığa ve yemek seçmeye neden olur. Bu durum hastalığı kötüleştireceği için iştahsızlık sonunu çözecek şekilde bir beslenme tedavisi uygulanmalıdır.

Hastalığın sürecinde oluşan sindirim ve emilim bozuklukları besin ihtiyaçlarının artmasına yol açar. Besin ihtiyaçlarının tam olarak karşılanabilmesi kişinin sağlık durumunun daha fazla bozulmaması için zorunludur.

Kanser hastalarının beslenme durumunu saptayarak, besin öğesi ve enerji ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde iştahsızlığın ve kilo kaybının önüne geçecek bir beslenme programı uygulamak ve hastaların yaşam kalitesini arttırmak amacımızı oluşturmaktadır.

Metabolik Sendromda Beslenme

Günümüzde giderek yaygınlaşan obezite sorunu, genel sağlık durumunu oldukça bozan bu sendromun yaygınlaşmasına neden olmuştur. Metabolik sendrom bir hastalık değil, yanlış beslenme, hareketsizlik ve şişmanlık sonucu nedeni ile oluşan bir sağlık sorunudur. Metabolik sendromda görülen sorunlar; obezite, diyabet, kalp rahatsızlığı, hormonel rahatsızlıklar, yüksek kolestrol ve yüksek tansiyondur.

Bel çevresindeki kalınlaşma bu sendroma davetiye çıkaran başlıca etmendir. Bel çevresindeki kalınlaşma insülin direncine neden olarak kişinin diyabet hastalığına yakalanmasına da neden olur.

Metabolik Sendromun Belirtileri:

Bel çevresi erkeklerde 102 cm. kadınlarda 88 cm.’yi geçmiştir. Tansiyon 130/80’den yukarıdadır. Kan trigliserit seviyesi 150 mg/dl’ den yüksektir. İyi huylu kolesterol (HDL) erkekler için 40 mg/dl’ nin kadınlarda 50 mg/dl’ nin altındadır. Açlık kan şekeri düzeyi 110- 125 mg/dl ‘ dir. Metabolik sendromun tedavi edilebilmesi için kişinin diyetisyen eşliğinde kilo vermesi ve hareketliliğini artırması gerekir. Kişi ektin kilo kontrolü için diyetisyen tarafından takip edilmeli ve onun hazırlamış olduğu diyet programını uygulamalıdır.

Amacımız; kişinin beslenme durumunu saptamak, sağlık durumuna göre sağlıklı kilo verebileceği beslenme programını sunmak, istenilen kiloya ulaştıktan sonra da uygulanan kilo koruma programıyla sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanmasını sağlamaktır.

Yeme Bozukluklarında Beslenme

Anoreksiya Nervosa: Aşırı kilo kaybıyla birlikte beden şeklinin bozulmasına rağmen zayıf olma isteği. Birey aşırı kilo kaybetmesine rağmen kendisini beğenemez ve daha zayıf olmaya çalışır. Tedavi edilmediği takdirde ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Kişi hasta olduğunu reddettiği için beslenme tedavisinin yanı sıra psikoterapide gerekebilir. Birey besinsel ihtiyaçlarına ve sağlık durumuna göre bir beslenme programı takip etmelidir.

Bulimia Nervosa: Aşırı besin tüketiminden duyulan suçluluk nedeni ile kusma, laksatif veya diüretik kullanımı ile tanımlanabilecek bir psikoloijk rahatsızlıktır. Bu tip bireyler genellikle standart ve hızlı kilo verdiren bir diyet uygular ve bunun sonucu olarak açlık krizine girerler. Açlık krizinde kendilerini kaybederek hızlı ve çok miktarda besin tüketirler ve sonrasında pişman olarak kusarlar. Diyetisyen ve beraberinde psikolog ile tedavi edilebilir. Bulmia hastalarının mutlaka kendi durumlarına uygun bir beslenme programını takip etmeleri gerekir.

Ortoreksia Nervosa: Sağlıklı beslenmenin takıntı haline geldiği bir hastalıktır. Kişi birçok besinin sağlıksız olduğunu düşünür, sağlıksız beslenen insanları küçük görür, sadece enerjisi düşük besinleri tercih eder ve çok az yemek yer. Bu kişilerin sağlıklı ve kişiye özel bir beslenme programı takip etmesi gerekir.

Gece Yeme Sendromu: Gün içinde normal ya da düşük miktarlarda beslenen bir bireyin, geceleri bir anda oluşan bir yeme dürtüsüyle aşırı miktarda besini hızlı şekilde tüketmesidir. Tüketilen besinlerin çoğunu, şekerli ve karbonhidrattan zengin besinler oluşturur. Kişi kolaylıkla kilo alır ve bu yüzden bir diyetisyene başvurması gerekir.

Karbonhidrat Bağımlılığı: Başta şeker hastaları olmak üzere birçok kişide görülen, mevsimsel ya da sürekli olarak gerçekleşen bir beslenme sorunudur. Kişi, karbonhidrat krizine girdiğinde, aşırı miktarda karbonhidratlı besini bir anda tüketir. Diyabet hastalarının kan şekeri dengesini etkileyen bu durum, sağlıklı bireylerde de kilo almaya neden olur. Diyetisyen tarafından hazırlanan kişiye özel beslenme ve beslenme eğitim programıyla kişi bu bağımlılıktan kurtulabilir.

FSM olarak amacımız; Yeme bozukluğu olan bireylerin bu durumdan kurtulmasını sağlamak, onları yeterli dengeli ve sağlıklı beslenmeye yönlendirmek ve sağlıklı beslenme alışkanlığını yaşam tarzı haline getirmelerini sağlamaktır.

SPORCU BESLENMESİ

Sporcunun performansı ve başarılarının devamlılığı sporcu beslenmesinde gizlidir. Sporcu uygun antrenmanlar eşliğinde, uygun yaşam tarzı ile sağlıklı beslendiğinde performansı ciddi ölçüde artar.

Sporcunun yaptığı sporun çeşidine, sporun yapılma süresine ve sıklığını göre beslenme düzeni ve besin gereksinimleri farklılık gösterir. Bazı sporculara karbonhidrat yüklemesi denilen strateji uygulanırken, diğerlerinde böyle bir durum söz konusu değildir.

Sporcunun antrenmanın öncesinde ve sonrasındaki beslenmesi de önemlidir. Sporcu antrenman yarış ya da müsabakadan önce ihtiyacı olan uygun besinleri seçtiği takdirde, yarıştan önce gerekli kaynakları alır ve performansı artar. Yarış sonrası ise kaybolan enerji uygun besinlerle depolamalıdır.

Sporcu beslenmesindeki bir diğer konuda sıvı tüketimidir. Ter ile kaybolan sıvı miktarı normal insanlara göre daha fazladır ve bu yüzden kaybolan suyun yerine konmasında hangi içeceklerin ne ölçüde kullanılacağı bir diyetisyen tarafından belirlenmelidir.

Ergojenik yardımlar günümüzde birçok sporcunun ilgisini çekmektedir; fakat ergojenik yardımların çeşitleri, etken maddeleri, kullanım dozları ve olası yan etkileri iyi bilinmelidir. Sporcu maddi ve manevi kayba uğramak için bu konuda diyetisyene başvurmalıdır.

Aktif spor hayatı olanlar sporcularda görülen bazı hastalıklara karşı dikkatli olmalıdır. Vücudun aşırı su kaybetmesi, su zehirlenmesi ve kadınlarda sporcu kadın triadı sporcuyu olumsuz yönde etkiler. Bu gibi sorunların oluşmaması sporcunun profesyonel hayatını devam ettirmesinde önemlidir.

Kilo kategorisinde yarışanlar başta olmak üzere sporcuların birçoğunda kilo alma korkusu vardır ve bu yüzden bazen sporcular hızlı zayıflama yöntemlerine başvururlar. Yeme bozukluğu da sporcunun performansının düşmesine yol açar.

Sporcunun yaşam standartlarını, vücut yapısını ve uğraştığı dalı göz önünde bulundurarak ona sağlıklı bir beslenme programı hazırlamak ve bu şekilde onun başarısına katkıda bulunmak amaçlarımızı oluşturmaktadır.

Tüm tıbbi uzmanlık alanlarında , doğru tanı ve tadaviye imkan sağlayan tüm laboratuvar ve radyoloji hizmetleri hızlı, güvenilir ve gizlilik ilkeleri çerçevesinde sizler için sunulmaktadır.

  • Biyokimya
  • Hematoloji
  • Mikrobiyoloji
  • Patoloji ve sitoloji
  • Röntgen
  • USG
  • Doppler USG
  • Tomografi
  • Panaromik röntgen

Üroloji bölümümüzde kadınların idrar yolları hastalıkları ile erkeklerin hem idrar hem de üreme yolları hastalıklarının teşhis ve ve tedavisi yapılmaktadır. 45 yaşından itibaren her erkeğin senede bir defa üroloji muayene yaptırması gerekmektedir.

  • Prostat
  • Böbrek hastalıkları
  • Mesane (idrar torbası hastalıkları)
  • İdrar kanalı hastalıkları
  • Erkek Dış genital organ hastalıkları
  • Erkek Cinsel Sorunları
  • Bebeklerde pipi ucu darlıkları
  • Bel Soğukluğu